KANUN NO: 1412
CEZA MUHAKEMELERİ USULÜ KANUNU (*)
Kabul Tarihi: 4 Nisan 1929

Resmi Gazete ile Neşir ve İlânı: 20 Nisan 1929 - Sayı: 1172
3.t. Düstur, c.10 - s.312

(*) I. Bu Kanunda değişiklikler yapılmasına dair 21 Mayıs 1985 tarih ve 3206 sayılı kanunun,

1. 83 üncü maddesiyle:

Bu Kanunla kaldırılan ilk tahkikat hükümleriyle ilgili olarak; diğer kanunlarda geçen "İlk tahkikat" ibaresi "hazırlık tahkikatı" olarak değiştirilmiştir.

Diğer kanunlarda, Ceza Muhakemeleri Usulü Kanununun ilk tahkikat hükümlerine yapılan atıflar, kamu davasının hazırlanmasına ilişkin hükümlerine yapılmış sayılır. Ceza Muhakemeleri Usulü Kanunun 163 ve müteakip maddelerindeki hükümler, tahkikatı yapmakla görevli kılınanlar tarafından uygulanır.

Diğer kanunların ilk tahkikatın yapılmasını zorunlu kılan hükümleri yürürlükten kaldırılmıştır.

2. 84 üncü maddesiyle, 1412 sayılı kanunda geçen aşağıda yazılı terim ve deyimler, karşılarında gösterilen şekilde değiştirilmiştir.

Reisicumhur : Cumhurbaşkanı
İcra Vekilleri Heyeti : Bakanlar Kurulu
İcra Vekilleri Azası : Bakan
Adliye Vekili : Adalet Bakanı
Temyiz Mahkemesi : Yargıtay
Cumhuriyet Başmüddeiumumisi : Cumhuriyet Başsavcısı
Cumhuriyet Müddeiumumisi : Cumhuriyet Savcısı
Maznun : Sanık
Şahit : Tanık
Ehlihibre : Bilirkişi
Vazife : Görev
Selahiyet : Yetki
Hukuku amme davası : Kamu davası
Son tahkikatın açılması : Kamu Davasının açılması
Karar tashihi (Tashihi karar) : Karar düzeltmesi
Zabıt Varakası (Zabıtname) : Tutanak
Esbabı mucibe : Gerekçe
Talik ve Tehir : Ara verme
İstida : Dilekçe
Müstedi : Dilekçe sahibi
Mevkuf : Tutuklu
Tevkif : Tutuklama
Mes'ulü bilmal : Malen sorumlu

II. Bu kanunun 104, 106, 108, 128, 135, 136, 138, 142, 143, 144 ve 146 ncı maddelerinde 18 Kasım 1992 gün ve 3842 sayılı Kanunla yapılan değişikliklerle 110 uncu maddenin yeni düzenlemesi, bu Kanunun 31 inci maddesi gereğince Devlet Güvenlik Mahkemelerinin görev alanına giren suçlarda uygulanmaz.

III. 12 Haziran 1979 günlü 2248 sayılı Kanunun geçici 1 inci maddesi gereğince, bu kanunun yürürlüğe girmesinden önce asliye ceza ve ağır ceza mahkemelerinde açılmış bulunan kamu davalarına, değişiklik hükmü uygulanmaz.

BİRİNCİ KİTAP

UMUMİ HÜKÜMLER

BİRİNCİ FASIL

VAZİFE

MADDE 1 - Mahkemelerin vazifelerini kanun gösterir.

DAVALARIN BİRLEŞTİRİLMESİ VE AYRILMASI

MADDE 2 - Murtabıt ceza dâvalarının her biri muhtelif mahkemelerin vazifesi dâhilinde olsa bile bunlar birleştirilerek yüksek vazifelî mahkemeye verilebilir.

Bu mahkeme birleştirilmiş olan ceza dâvalarının ayrılmasına da karar verebilir.

MURTABIT SUÇLAR

MADDE 3 - Bir kimse bir kaç suçla maznun olur veya bir suçtan her ne sıfatla olursa olsun bir kaç maznun bulunursa irtibat var sayılır.

TAHKİKAT SIRASINDA DAVALARIN BİRLEŞTİRİLMESİ VE AYRILMASI

MADDE 4 - Tahkikata başlandıktan sonra dahi murtabıt ceza dâvalarının birleştirilmesine veya ayrılmasına Cumhuriyet Müddeiumumusinin veya maznunun talebiyle yahut resen karar verilebilir. Bu kararı vermek hakkı yüksek vazifeli mahkemeye aittir.

BİRLİKTE GÖRÜLEN DAVALARDA MUHAKEME USULÜ

MADDE 5 - Dâvaların birlikte görüldüğü meddetçe takip olunacak muhakeme usulü bu dâvaları birlikte gören yüksek vazifeli mahkemenin tabi olduğu muhakeme usulüdür.

ASKERLERİN İŞLEDİĞİ SUÇLAR

MADDE 6 - Asrkerlerin, askerlikten vazifelerine veya suçlarına taallûk etmiyen yahut askerler aleyhine işlenmiş olmıyan suçlarını umumi mahkemeler görür.

Askerlerin vazifelerinden hariç suçlarda asker olmıyanların da alâkaları varsa bu gibi suçların muhakemesi umumi mahkemelerde görülür.

Asker olmıyanların muhakemelerine her halde umumi mahkemelerde bakılır.

RESEN VAZİFE KARARI

MADDE 7 - Dâvaya bakan mahkeme, muhakemenin her hal ve derecesinde dâvayı görmek vazifesi olup olmadığına resen karar verebilir.

İKİNCİ FASIL

SALAHİYET

MADDE 8 - Dâvaya bakmak salâhiyeti; suçun işlendiği yer mahkemesine aittir.

Teşebbüste son icrai hareketin vuku bulduğu ve mütemadi ve müteselsil suçlarda temadi ve teselsülün bittiği yer mahkemesi salâhiyetlidir.

Suç, dâhilde intişar eden bir matbua münderecatından ileri gelmişse salâhiyet matbuanın neşir merkezi olan yer mahkemesine aittir. (Ek cümle: 3445 - 11.5.1988) Ancak, aynı mevkutenin birden çok yerde basılması halinde, suç, mevkutenin neşir merkezi dışındaki baskısında meydana gelmişse, bu suç için mevkutenin basıldığı yer mahkemesi de yetkilidir. (*)

(*) 11 Mayıs 1988 tarih ve 3445 sayılı Kanunun geçici 2 nci maddesi gereğince, Türk Ceza Kanununun 480. ve 482 nci maddeleri son fıkralarına uyan suçlardan dolayı açılmış olan davalara, açıldıkları tarihteki usul hükümleri dairesinde bakılmaya devam olunur.

Takibi şikâyetname verilmesine bağlı olan hakaret ve sövme suçlarında matbua tecavüze uğrayan kimsenin ikamet ettiği veya sakin olduğu yerde tevzi olunmuşsa oradaki mahkeme dahi salâhiyetlidir.

HUSUSİ SALAHİYET

MADDE 9 - Suçun işlendiği yer belli değilse maznunun yakalandığı yer ve yakalanmamışsa ikametgâhı mahkemesi salâhiyetlidir.

Maznun Türkiye'de ikamet etmiyorsa salâhiyet, maznunun Türkiye'de en son sakin olduğu yer mahkemesinindir.

İşe bakacak mahkemenin bu suretle dahi tâyini mümkün olmazsa muhakeme usulüne ait ilk muamelenin yapıldığı yer mahkemesi salâhiyetlidir.

YABANCI MEMLEKETTE İŞLENEN SUÇLARDA SALAHİYET

MADDE 10 - Yabancı memlekette işlenen ve Ceza Kanununun 4, 5, 6, 7 ve 8 inci maddeleri hükmünce Türkiye'de takibi lâzımgelen suçlarda dahi salâhiyet, bundan evvelki maddenin birinci ve ikinci fıkralarına göre tâyin olunur.

Bununla beraber Cumhuriyet Müddeiumumisinin veya maznunun talebi üzerine Temyiz Mahkemesi suçun işlendiği yere daha yakın olan yer mahkemesine salâhiyet verebilir.

Bu gibi suçlarda maznun Türkiye'de yakalanmamışsa veya Türkey'de ikamet eylediği veyahut en son sakin olduğu yer yoksa salâhiyetli mahkeme, adliye Vekilinin talebi ve Cumhuriyet Başmüddeiumumisinin müracaatı üzerine Temyiz Mahkemesi tarafıntan tâyin olunur.

Yabancı memleketlerde bulunupta muafiyet imtiyazlarından istifaden eden Türk memurlarının şahsi suçlarından dolayı salâhiyetli mahkeme; Ankara mahkemesidir.

MADDE 11 - (Değişik: 6763 - 29.6.1956) Suç açık denizlerde veya yabancı liman ve kara sularında Türk Bayrağını taşıyan deniz veya hava nakil vasıtalarında veyahut böyle bir nakil vasıtasiyle işlenmiş bulunursa suçun işlenmesinden sonra vasıtanın Türkiye'de ilk uğradığı yerin veya bağlama limanının mahkemesi salâhiyetlidir.

MURTABIT SUÇLARDA SALAHİYET

MADDE 12 - Yukarki maddelere göre her bir muhtelif mahkemelerin salâhiyeti dâhilinde bulunan murtabıt ceza dâvaları bunlardan birine bakmağa salâhiyetli mahkemelerden herhangi birinde birleştirilerek görülebilir.

Murtabıt ceza dâvalarına başka başka mahkemeler tarafından bakılmağa başlanmış olursa Cumhuriyet Müddeiumumiliğinin taleplerine uygun olmak şartiyle mahkemeler arasında hâsıl olacak uyuşma üzerine bu dâvaların hepsi veya bir kısmı bu mahkemelerin birinde birleştirilebilir.

Uyuşulmazsa Cumhuriyet Müddeiumumisi veya maznun tarafından talep olununca müşterek yüksek vazifeli mahkeme birleştirmeğe mahal olup olmadığına ve mahal varsa hangi mahkemede birleştirileceğine karar verir.

Birleştirilmiş olan dâvaların ayrılması dahi bu suretle olur.

SALAHİYETTE İCABI İHTİLAF

MADDE 13 - Salâhiyet hususunda bir kaç hâkim veya mahkeme arasında icabı ihtilâf çıkarsa müşterek yüksek vazifeli mahkeme salâhiyetli hâkim ve mahkemenin hangisi olduğunu gösterir.

DAVA NAKLİ

MADDE 14 - (Değişik: 3006 - 8.6.1936) Salâhiyetli hâkim veya mahkeme, hukukî veya fiilî sebepler dolayısiyle kaza vazifesini ifa edemiyecek halde bulunan, yahut tahkikatın orada icrası âmmenin emniyeti için tehlikeli olursa yüksek vazifeli mahkeme davanın başka yerde bulunan aynı derecede bir mahkemeye nakline karar verir.

Amme emniyeti için dava naklini istemek Adliye Vekiline aiddir.

YETKİSİZLİK İDDİASININ ZAMANI

MADDE 15 - (Değişik: 3206 - 21.5.1985) Sanığın yetkisizlik iddiasını, duruşmanın başlangıcında iddianamenin okunmasından evvel bildirmesi şarttır.

MADDE 16 - (...) (Madde 16, 21.5.1985 tarih ve 3206 sayılı Kanunun 82. maddesi hükmü gereğince yürürlükten kaldırılmıştır.)

YETKİSİZLİK KARARININ VERİLMESİ

MADDE 17 - (Değişik: 3206 - 21.5.1985) Sanığın talebi üzerine yetkisizlik kararı iddianamenin okunmasından evvel verilir. İddianamenin okunmasından sonra yetkisizlik iddiasında bulunulamıyacağı gibi mahkeme dahi bu hususta resen karar veremez.

YETKİDE OLUMSUZ UYUŞMAZLIK

MADDE 18 - (Değişik: 3206 - 21.5.1985) Yetkili mahkeme de dahil olmak üzere başka başka mahkemelerce yetkisizlik kararı verilmiş olup da bu kararlar aleyhine Kanun yollarına müracaat imkânı kalmamış ise davaya bakması icap eden mahkemeyi müşterek yüksek görevli mahkeme tayin eder.

YETKİLİ OLMAYAN MAHKEMENİN TAHKİKATI

MADDE 19 - (Değişik: 3206 - 21.5.1985) Yetkili olmayan mahkemece yapılan tabkikat işleri mücerret yetkisizlikten dolayı hükümsüz sayılmaz.

GECİKMESİNDE ZARAR UMULAN TAHKİKAT

MADDE 20 - (Değişik. 3206 - 21.5.1985) Bir mahkeme yetkili olmasa bile gecikmesinde zarar umulan hallerde, yargı çevresi içinde gerekli tahkikat işlerini yapar.

ÜÇÜNCÜ FASIL

HAKİMİN DAVAYA BAKMAMASI VE REDDİ

HAKİMİN DAVAYA BAKAMIYACAĞI HALLER

MADDE 21 - Hâkim aşağıda yazılı hallerde hâkimlik vazifesini yapmaz:

1 - Suçtan kendisi zarar görmüşse.

2 - Sonradan kalksa bile maznun veya mağdur ile aralarında evlilik veya vesayet rabıtası bulunmuşsa.

3 - Maznun veya mağdurun nesepten veya sebepten usul veya füruu veya bunlarla evlât edinme rabıtası veyahut maznun veya mağdur ile aralarında üçüncü dereceye kadar (Bu derece dâhil) nesepten veya kendisiyle sıhriyetten hâsıl olan evlilik kalmasa bile ikinci dereceye kadar (Bu derece dâhil) sebepten civar hısımlığı olursa,

4 - Aynı dâvada Cumhuriyet Müddeiumumiliği, adliye zabıta memurluğu vazifesini yahut mağdur veya maznunun müdafiliğini yapmış bulunursa.

5 - Aynı dâvada şahit veya ehlihibre sıfatiyle dinlenmişse.

KARARA İŞTİRAK EDEMİYECEK HAKİMLER

MADDE 22 - Aleyhinde kanun yollarından birine müracaat edilmiş olan bir hükme iştirak eyleyen hâkim mafevk mahkemesince bu hükme dair verilecek karara iştirak edemez.

(...) (Madde 22 nin 2. fıkrası, 21.5.1985 tarih ve 3206 sayılı Kanunun 82. maddesi hükmü gereğince yürürlükten kaldırılmıştır.)

HAKİMİN RET SEBEPLERİ VE KİMLERİN TALEP EDEBİLECEĞİ

MADDE 23 - Hâkimin vazifesini yapmaktan memnu olduğu hallerde reddi istenebileceği gibi bitaraflığını şapleye düşürece diğek sebeplerden dolayı da reddi talep olunabilir.

(Değişik 2. fıkra: 3842 - 18.11.1992) Cumhuriyet Savcısı, sanık, müdafi, davacı ve müdahil ile vekilleri hâkimi red talebinde bulunabilirler.

Bunlardan herhangi biri tarafından talep olunursa hükme iştirak edecek hâkimlerin isimleri kendilerine bildirilir.

TARAFSIZLIĞINI ŞÜPHEYE DÜŞÜRECEK SEBEPLERDEN DOLAYI HAKİMİN REDDİ TALEBİNİN ZAMANI

MADDE 24 - (Değişik: 3206 - 21.5.1985) Tarafsızlığını şüpheye düşürecek sebeplerden dolayı bir hâkimin reddi, mahkemelerde iddianame veya şahsi dava dilekçesi, Yargıtayda duruşmalı işlerde raportör üye tarafından yazılmış olan rapor okununcaya ve duruşmasız işlerde temyiz incelemesi başlayıncaya kadar istenebilir.

Sonradan ortaya çıkan sebeplerden dolayı duruşma bitinceye kadar da hâkimin reddi istenebilir.

HAKİMİN RET TALEBİ NASIL YAPILIR VE USULÜ

MADDE 25 - Hâkimin reddi mensup olduğu mahkemeye verilecek istida ile yahut bu husuta bir zabıt varakası tanzim edilmek üzere mahkeme kâtibine yapılacak beyanla olur,

Reddi talep eden taraf ret sebebini ispat ile mükelleftir. Yemin delil olmaz.

Mahkeme reddi istenilen hâkimden ret sebebi hakkında izahat istiyebilir. Hâkim de ret sebepleri hakkındaki mülâhazalarını bildirir.

HAKİMİN REDDİ TALEBİNE KARAR VERECEK MAHKEME

MADDE 26 - (Değişik 1. fıkra: 3842 - 18.11.1992) Hâkimin reddi talebine mensup olduğu mahkemece karar verilir. Ancak reddi istenen hâkimin müzakereye iştirak edememesinden mahkeme teşekkül edemezse bu hususta karar verilmesi reddi istenilen hâkim Asliye Mahkemesine mensup ise bu mahkemenin kazası dairesinde bulunduğu Ağır Ceza Mahkemesine ve reddi istenen hâkim Ağır Ceza Mahkemesine mensup ise, o yerde Ağır Ceza Mahkemesinin birden fazla dairesinin bulunması halinde, numara olarak kendisini takip eden daireye son numaralı daire için bir numaralı daireye; o yerde ağır Ceza Mahkemesinin tek dairesi bulunması halinde ise, en yakın Ağır Ceza Mahkemesine aittir.

(Değişik 2. fıkra: 3206 - 21.5.1985) Red talebi sulh hâkimi aleyhine olursa mensup olduğu asliye mahkemesi ve tek hâkim aleyhine ise yargı çevresi içinde bulunduğu ağır ceza mahkemesi karar verir. Red olunan hâkim, red talebinin haklı olduğunu kabul ederse red hakkında bir karar verilmez.

(Değişik 3. fıkra: 3206 - 21.5.1985) Hâkimin reddi talebine esas olan sebeplerin varit olmamasından dolayı talebin reddine karar veren merci, onbin liradan otuzbin liraya kadar hafif para cezasına da hükmeder. Red talebine esas olan sebebin aksi sabit olduğu hallerde hükmolunacak ceza yirmibin liradan aşağı olamaz.

Hükmedilen para cezaları hâkim tarafından istenebilecek hukukî veya cezaî takiblere veya Cumhuriyet Müddeiumumileri tarafından açılabilecek hukuku âmme davasına mani değildir.

RET TALEBİ ÜZERİNE VERİLECEK KARARLAR VE MÜRACAAT EDİLECEK KANUN YOLLARI

MADDE 27 - Reddin kabulüne dair olan kararlar katidir. Reddin kabul edilmemesine dair olan karar aleyhine acele itiraz yoluna müracaat olunabilir.

(Değişik fıkra: 1696 - 5.3.1973) Hâkimi ret talebinin esassız olduğuna dair son tahkikatta verilecek karar aleyhine ancak hüküm ile birlikte kanun yoluna müracaat olunabilir.

REDDİ İSTENİLEN HAKİMİN YAPABİLECEĞİ MUAMELELER

MADDE 28 - Reddi istenilen hâkim ret hakkında bir karar verilinceye kadar yalnız tehiri caiz olmayan muameleleri yapar.

(Ek fıkra: 2369 - 7.1.1981) Ancak, hâkimin duruşma sırasında reddedilmesi halinde bu ret konusunda bir karar verilebilmesi için duruşmanın tehiri veya taliki gerekse bile o celse duruşmaya devam olunur. Şu kadar ki 251 inci madde uyarınca tarafların iddia ve sözlerinin dinlenilmesine geçilemez ve ret konusunda bir karar verilmeden reddedilen hâkim tarafından veya onun huzuruyla bir sonraki celseye başlanamaz.

(Ek fıkra: 2369 - 7.1.1981) Ret isteğinin haklı olduğuna karar verildiği takdirde geciktirilmesi caiz olmadığından ötürü yapılmış işlemler ayrık olmak üzere duruşmanın ret dilekçesinin verilmesinden sonraki kısmı tekrarlanır.

HAKİMİN RE'SEN RET KARARI VE TETKİK MERCİİ

MADDE 29 - (Değişik: 1696 - 5.3.1973) Bir hâkim reddini mucip sebepleri bildirerek davaya bakmaktan çekinirse ret talebini incelemeye yetkili olan merci, bu çekinmenin yerinde olup olmadığına karar verir.

Bu karar hâkimin işten çekilmesini gerektirdiği ve bu sebeple davanın aynı mercide görülmesi imkânsız olduğu takdirde, karar veren merci davayı başka hâkime tevdi veya başka mahkemeye nakleder.

Bazı haller, bir hâkimin hâkimlik görevini yapmaktan memnu olduğu zannını uyandırırsa, aynı merci bu hususu kendiğinden inceleyerek gereken kararı verir.

Bu maddede yazılı hallerde de gecikmesi caiz olmayan işler hakkında 28 inci madde hükmü uygulanır.

RED İSTEMİNİN GERİ ÇEVRİLMESİ

MADDE 29/A - (Ek: 2369 - 7.1.1981) Mahkeme, son tahkikat safhasında ileri sürülen hâkimin reddi istemini aşağıdaki hallerde kabul etmeyerek geri çevirir:

1. Ret isteği zamanında yapılmamışsa;

2. Ret sebebi veya inandırıcı delil gönderilmemişse:

3. Ret isteminin duruşmayı uzatmak amacı ile yapıldığı açıkça anlaşılıyor ise.

Bu hallerde ret isteği, toplu mahkemelerde reddedilen hâkimin müzakereye katılmasıyla, tek hâkimli mahkemelerde de reddedilen hâkimin kendisi tarafından geri çevrilir.

Bu kararlar aleyhine ancak hükümle birlikte kanun yoluna başvurulabilir.

ZABIT KATİPLERİNİ RET

MADDE 30 - (Değişik: 1696 - 5.3.1973) Bu fasılda yazılı hükümler zabıt kâtipleri hakkında da uygulanır.

Zabıt kâtibinin reddi veya kendisinin reddini mucip sebepleri bildirerek görevden çekinmesi halinde gereken karar, zabıt kâtibinin yanında çalıştığı hâkim veya mahkeme başkanı tarafından verilir.

Aynı işte zabıt kâtibinin hâkim ile birlikte reddine karar verecek merci, hâkime göre tayin olunur.

DÖRDÜNCÜ FASIL

KARARLAR, TEFHİM VE TEBLİĞ

KARARLARIN NASIL VERİLECEĞİ

MADDE 31 - Dâvaya duruşma esnasındaki kararlar, iki taraf dinlendikten ve duruşma haricindeki kararlar Cumhuriyet Müddeiumumisinin yazılı vey şifahi mütalâası alındıktan sonra verilir.

KARARLARIN YAZILIŞ KEKLİ

MADDE 32 - (Değişik: 1696 - 5.3.1973) Bütün hâkimlik ve mahkemelerin her türlü kararları muhalefet şerhleri dahil gerekçeli olarak yazılır. Kararların suretlerinde şerhleri de gösterilir.

KARARIN TEFHİM VE TEBLİĞİ

MADDE 33 - Alâkadar tarafın yüzüne karşı ittihaz edilen kararlar kendisine tefhim olunur ve isterse kararın bir sureti de verilir.

Diğer kararlar tebliğ olunur.

Alâkadar olan taraf mevkuf ise tebliğ edilen varaka talebi halinde kendisine okunup anlatılır.

MÜDDEİUMUMİYE VERİLMESİ İCAB EDİP ETMİYEN KARARLAR VE TEBLİGAT İLE KARARLARIN İFA VE İNFAZI

MADDE 34 - (Değişik: 3006 - 8.6.1936) Tebliğ veya infaz edilecek kararlar Cumhuriyet Müddeiumumisine verilir; müddeiumumi tebliğ veya infaz için icab eden tedbirleri alır.

Mahkemelerin dahilî muamelelerine veya muhakeme celselerinin inzibatına dair kararlar hakkında bu hüküm cari değildir.

(Değişik: 3206 - 21.5.1985) Sulh hâkimi her nevi tebligatı, karar ve ceza kararnamelerini doğrudan doğruya ifa ve infaz edebilir.

TEBLİGAT USULLERİ

MADDE 35 - (Değişik: 3206 - 21.5.1985) Tebligat, 7201 sayılı Tebligat Kanunun hükümlerine göre yapılır.

ŞAHİT VE EHLİHİBRENİN ALAKADAR TARAFINDAN DAVETİ

MADDE 36 - (...) (Madde 36, 11.2.1959 tarih ve 7201 sayılı Kanunun 62. maddesi hükmü gereğince yürürlükten kaldırılmıştır.)

NEŞİR VE İLAN SURETİYLE TEBLİĞ

MADDE 37 - (...) (Madde 37, 11.2.1959 tarih ve 7201 sayılı Kanunun 62. maddesi hükmü gereğince yürürlükten kaldırılmıştır.)

MÜDDEİUMUMİYE TEBLİĞ

MADDE 38 - (...) (Madde 38, 11.2.1959 tarih ve 7201 sayılı Kanunun 62. maddesi hükmü gereğince yürürlükten kaldırılmıştır.)

BEŞİNCİ FASIL

MEHİLLER VE ESKİ HALE GETİRME

GÜNLE TAYİN EDİLEN MEHİLLER

MADDE 39 - Gün ile tâyin edilen mehillerde mehlin cereyanını istilzam eden tebliğ veya vakıa günleri hesaba katılmaz.

HAFTA VEYA AYLA TAYİN EDİLEN MEHİLLER

MADDE 40 - (Değişik: 3006 - 08.06.1936) Mehil, hafta veya ay olarak tayin edilmişse cereyana başladığı gün, son haftada isim ve son ayda sayı itibarile tekabül eden günün tatil saatinde ve şayed ay sonunda başlayıp da nihayet bulduğu ayda sayı itibarile mukabil gün yoksa ayın son gününde biter.

Son gün pazara veya her hangi bir tatile tesadüf ederse mehil; tatilin ertesi günü biter.

Kendisine mehil verilen kimsenin ikametgâhı muamele yapacağı mahalden uzaksa Hukuk Muhakeme Usulü Kanununun 164 üncü maddesi hükmü tatbik olunur.

MEHLE RİAYET İMKANSIZLIĞI

MADDE 41 - Mücbir sebepler veya beklenilmiyen veya sakınılması kabil olmıyan hâdiseler neticesi olarak, bir mehle riayet imkânsızlığı hâsıl olursa, mehlin bitmesinden hâsıl olacak neticeye karşı eski hale getirme talep olunabilir. Yapılan bir tebliğden kusuru olmaksızın haberdar olamamak keyfiyeti beklenilmiyen ve sakınılması mümkün olmıyan hallerdendir.

ESKİ HALE GETİRME İSTİDASININ VERİLMESİ

MADDE 42 - Eski hale getirme istidası maniin kalkmasından bir hafta içinde verilmek lâzımdır. Bu istida, mehle riayet halinde usule dair muameleler hangi mahkemede yapılacak idise o mahkemeye verilir.

Müsted'i mehle riayet etmemesinin sebeplerini ve delillerini bildirir. Ve usule dair yapmadığı muameleyi istidayı verdiği anda yapar.

ESKİ HALE GETİRME İSTİDASININ MERCİİ VE BU HUSUSTAKİ KARARLAR

MADDE 43 - Mehli içinde usul muamelesi yapılmış olsaydı esasa hangi mahkeme hükmedecek idise eski hale getirme istidası hakkında dahi o mahkeme karar verir.

Eski hale getirme talebinin kabulüne dair olan karar katidir. Ancak reddine dair olan karar aleyhine acele itiraz yoluna müracaat olunabilir.

ESKİ HALE GETİRME İSTİDASININ KARARA TESİRİ

MADDE 44 - Eski hale getirme istidası kararın icrasını tehir etmez. Ancak mahkeme, icranın tehirine karar verebilir.

ALTINCI FASIL

ŞAHİTLER

TANIKLARIN ÇAĞRILMASI

MADDE 45 - (Değişik: 1696 - 5.3.1973) Tanıklar davetiye ile çağrılır. Davet üzerine gelmemenin kanunî neticeleri davetiyede gösterilir.

(Değişik 2. fıkra: 3206 - 21.5.1985) Tutuklu veya acele işlerde, mahkeme davetiye tebliğ ettirmeksizin tanıklar için ihzar müzekkeresi verebilir. Şu kadar ki müzekkerede bu yoldan getirilmenin sebepleri gösterilir ve bunlara mahkemece davetiye ile gelen tanıklar hakkındaki işlemler uygulanır.

Davetiye fiilî hizmette bulunan askerlere bulundukları yerlerdeki askerî makamlar vasıtasiyle tebliğ olunur.

ÇAĞRIYA UYMAYAN TANIKLAR

MADDE 46 - (Değişik 1. fıkra: 3206 - 21.5.1985) Usulü dairesinde çağrılıp da mazeretini bildirmeksizin gelmeyen tanıklar zorla getirilir ve gelmemelerinin sebep olduğu masraflar ile beraber beşbin liradan onbin liraya kadar hafif para cezasına mahkûm edilirler.

Mazereti kabul olunarak yeniden davetiye ile çağrılması tensip olunan tanıklara para cezası ve masraf hükmolunmaz.

Zorla getirilen tanık, evvelce gelmemesini mâzur gösterecek sebepleri sonradan bildirir ve bu mazeretin doğruluğunu ispat eder delil ve vesikaları gösterirse aleyhine hükmedilmiş olan ceza ve masraflar kaldırılır.

(Değişik 4. fıkra: 3206 - 21.5.1985) Yukarıdaki fıkralar hükümlerinin tatbikine istinabe olunan hâkim ve naipler ile hazırlık tahkikat esnasında sulh hâkimleri dahi yetkilidir.

Fiilî hizmette bulunan askerler hakkındaki ihzar müzekkeresi askerî makamlar vasıtasıyle infaz olunur.

ŞAHİTLİKTEN ÇEKİNME HALLERİ

MADDE 47 - Aşağıdaki kimseler şahitlikten çekinebilirler:

1 - Maznunun nişanlısı,

2 - Evlilik bağı kalmasa bile karısı veya kocası,

3 - Maznunun nesepten veya sebepten usul ve füruu yahut üçüncü dereceye kadar (Bu derece dâhil) nesepten veya kendisiyle sıhriyet hâsıl olan evlilik bağı kalmasa bile ikinci dereceye kadar (bu derece dahil) sebepten civar hısımları ve maznun ile aralarında evlâtlık bağı bulunanlar.

Yukarda yazılı kimselere dinlenmezden evvel şahitlikten çekinmek hakları olduğu bildirilir. Bu hakkı istimalden vazgeçenler dinlenirken dahi vazgeçmelerini geri alabilirler.

MESLEK İCABI ŞAHİTLİKTEN ÇEKİNME HALLERİ

MADDE 48 - Müdafiler bu sıfatları ve hekimler ile ebeler sanatları icabında vâkıf oldukları sırlar hakkında şahitlikten çekinebilirler. Ancak sır sahibi muvafakat ederse şahitlikten çekinemezler.

DEVLET ESRARI HAKKINDA ALAKADARLARIN ŞAHİTLİĞİ

MADDE 49 - Devlet memurları memuriyetten çekildikten sonra bile, saklamakla mükellef oldukları vakıalar hakkında sırrın ait olduğu makam âmirinin izni olmaksızın şahit sıfatiyle dinlenemezler.

Bu gibi hallerde İcra Veklilleri âzası hakkında Reisicumhur ve Büyük Millet Meclisi âzası hakkında Meclis tarafından izin verilir.

Şahitlik, Devletin selâmetine zarar verecek derecede olmadıkça bu izin verilir.

Reisicumhur mahremiyeti kendisi takdir eder ve şahitlikten çekinebilir.

Bu hüküm, reisliği zamanında hâdis veya reisliği sebebiyle malûmu olan vakıalardan dolayı eski Reisicumhurlar hakkında dahil caridir.

ŞAHİDİN KENDİ VEYA TAALLUKATI ALEYHİNE ŞAHİTLİKTEN ÇEKİNMESİ

MADDE 50 - Bir şahit, kendisine sorulan ve vereceği cevap ile kendisini veya 47 nci maddenin 1, 2, 3 üncü fıkralarında gösterilen taallûkatından birinci ceza takibine uğratabilecek suallere cevap vermekte çekinebilir.

ŞAHİTLİKTEN ÇEKİNME SEBEBİNİN BİLDİRİLMESİ

MADDE 51 - 47, 48, 50 nci maddelerde gösterilen hallerde yapılacak talep üzerine şahit şahitlikten çekilmesinin sebebini bildirir ve bu husus da yeminiyle tasdik olunur.

YEMİN VERİLMEYEN ŞAHİTLER

MADDE 52 - Aşağıdaki kimseler yeminsiz dinlenir:

1 - Dinlenme sırasında on beş yaşını bitirmemiş olanlar, veya akıl ve fehim kuvvetlerinin tekemmül edememesinden veya zayıf bulunmasından dolayı yeminin mahiyet ve ehemmiyeti hakkında kâfi bir fikir sahibi olmıyanlar.

2 - Ceza müddetleri içinde umumi hizmetlerden memnu bulunanlar.

3 - Tahkikatın mevzuu olan vakıalara iştirakten veya yataklıktan maznun veya bu sıfatlardan biriyle mahkûm olanlar.

ŞAHİTLİKTEN ÇEKİNMEĞE HAKKI OLAN KİMSENİN ÇEKİNMEMESİ

MADDE 53 - 47 nci madde mucibince şahitlikten çekinme hakkı olduğu halde çekinmiyen şahidin şahitliğinin yemin ile teyidi lâzım gelip gelmiyeceğini hâkim takdir eder. Bununla beraber şahit yemin etmekten çekinebilir. Ve bu hakkı kendisine bildirilir.

ŞAHİTLERİN DENLENMESİ

MADDE 54 - Her şahit ayrı ayrı, ve sonradan dinlenecek şahitler yanında bulunmaksızın dinlenir.

Son tahkikatın açılmasına kadar, tehirinde mazarrat umulan veya hüviyetin tâyinine taallûk eden hallerden başkasında şahitler birbirleriyle ve maznun ile yüzleştirilemezler.

ŞAHİDE VAZİFESİNİN EHEMMİYETİNİ ANLATMA

MADDE 55 - Hâkim lüzum görürse yeminden evvel şahide, ifasına davet olduğu vazifenin ehemmiyetini münasip bir lisanla anlatır.

ŞAHİTLERE YEMİN VERİLMESİ

MADDE 56 - Şahitler ayrı ayrı ve şahitlikten evvel yemin ederler. Bununla beraber icabında ve hele bir kimsenin şahit sıfatiyle dinlenmesi caiz olup olmadığına tereddüt edilirse yemin, şahitliğinden sonraya bırakılabilir.

YEMİN ŞEKLİ

MADDE 57 - Şahide teklif edilecek yemin şahadetten evvel: (Bir şey saklamaksızın ve bir şey katmaksızın kimseden korkmıyarak bir tesire kapılmıyarak bildiğimi namuzum ve vicdanım üzerine dosdoğru söyliyeceğime yemin ederim) ve şehadetten sonra; (Bir şey saklamaksızın, bir şey katmaksızın kimseden korkmıyarak, bir tesire kapılmıyarak bildiğimi namusum ve vicdanım üzerine dosdoğru söylediğime ymin ederim) şeklinde olur. Yemin verilirken herkes ayağa kalkar.

YEMİNİN EDASI VE DİLSİZİN YEMİNİ

MADDE 58 - Şahit yemin şeklini yüksek sesle tekrar ederek veya okuyarak yemin eder.

Okuyup yazmak bilmiyen dilsizler işaretlerinden anlayan bir kimse vasıtasiyle ve işaretle yemin ederler. Okuyup yazmak bilen dilsizler yemin şeklini yazarak ve imzalarını koyarak yemin ederler.

HAZIRLIK TAHKİKATINDA TANIKLARIN YEMİNİ

MADDE 59 - (Değişik: 3206 - 21.5.1985) Tanıklara, hazırlık tahkikatı sırasında, Cumhuriyet savcıları ile sulh hâkimleri tarafından dinlenmeleri halinde yemin verilir.

TANIĞIN TEKRAR DİNLENMESİ

MADDE 60 - (Değişik: 3206 - 21.5.1985) Yemin ile dinlenen tanığın aynı tahkikat sırasında tekrar dinlenmesi gerekirse, yeniden yemin verilmeyip önceki yemini hatırlatılmakla yetinilebilir.

ŞAHİDE İLK DEFA SORULACAK ŞEYLER

MADDE 61 - Şahide şahadetinden evvel adı, sanı, yaşı, işi, (...) (*) ve ikametgâhı sorulur. İktiza ederse şahadetine ne dereceye kadar itimat edilebileceği hakkında hâkimi tenvir edecek hallere mütaallik ve hele maznun veya mağdur ile münasebetlerine dair sualler sorulur.

(*) Madde 61 de yeralan "dini" sözcüğü, Anayasa Mahkemesinin 26 Eylül 1996 tarih ve 22769 sayılı Resmi Gazetede yayımlanan, 2.2.1996 gün ve E.199525.K.1996/5 sayılı kararı ile iptal edilmiştir.

ŞAHİDE SÖYLENECEK ŞEYLER VE SORULACAK SUALLER

MADDE 62 - Şahit dinlenmezden evvel hâkim kendisine dâvayı anlatır. Maznun hazır ise onu da gösterir ve şahit, şahitlik edeceği vakıalara at bildiği şeyleri söylemeğe davet olunur. Şahit şahitliğini ederken sözü kesilmez.

Şahitlik ettiği hususu tenvir ve ikmal etmek ve malûmatının müstenit olduğu halleri lâyıkiyle takdir edebilmek için şahide sual sorulabilir.

TANIKLIKTAN VE YEMİNDEN SEBEPSİZ ÇEKİNME

MADDE 63 - (Değişik: 1696 - 05.03.1973) Kanunî bir sebep olmaksızın tanıklıktan veya yemin etmekten çekinen tanık bundan doğan masraflara ve 46 ncı madde gereğince para cezasına mahkûm olur.

Bundan başka tanıklığa veya yemine zorlamak için; dinleneceği dava hakkında hüküm verilinceye kadar ve her halde 6 ayı geçmemek üzere tanık hapsolunabilir.

Kabahat davalarında bu müddet altı haftayı geçemez.

(Değişik 4. fıkra: 3206 - 21.5.1985) Bu tedbirleri almaya istinabe olunan hâkim ve naipler ile hazırlık tahkikatı sırasında sulh hâkimleri dahi yetkilidir.

Bir davanın görüldüğü sırada bu tedbirler alındıktan ve tatbik olunduktan sonra o dava veya aynı işe ait diğer davada tekrar edilmez.

ŞAHİDE VERİLECEK TAZMİNAT VE MASRAFLAR

MADDE 64 - Hâkim veya Cumhuriyet Müddeiumumisi tarafından davet olunan her şahidin, tarifeye göre kaybettiği vakit ile mütenasip bir tazminat istihsaline hakkı vardır. Bu tazminat Devlet Hazinesinden verilir. Şahit hazır olmak için seyahat etmeğe mecbur olmuş ise yol masrafiyle şahitliğe davet olunduğu mahaldeki ikamet masrafını alır.

YEDİNCİ FASIL

EHLİHİBRE VE KEŞİF

EHLİHİBRENİN TABİ OLACAĞI HÜKÜMLER

MADDE 65 - Altıncı faslın aşağıda yazılı maddelere mufayir olmıyan hükümleri ehlihibre hakkında dahi caridir.

BİLİRKİŞİNİN TAYİNİ

MADDE 66 - (Değişik: 1696 - 5.3.1973) (Değişik 1. fıkra: 3206 - 21.5.1985) Çözümü özel veya teknik bir bilgiyi gerektiren hallerde bilirkişinin rey ve mütalaasının alınmasına karar verilir. Hâkimlik mesleğinin gerektirdiği genel ve hukukî bilgi ile çözümlenmesi mümkün olan konularda bilirkişi dinlenemez. Bilirkişinin tayini ve üçten fazla olmamak üzere adedinin tespiti hâkime aittir.

Hazırlık soruşturmasında, gecikmede sakınca bulunan hallerde Cumhuriyet Savcısı da bu yetkiyi haizdir.

Belli hususlar hakkında rey ve mütalâalarını beyan ile kanun tarafından görevlendirilmiş resmî bilirkişi varsa, hususî sebepler olmadıkça başkası tayin edilemez.

Tedavi ve muhafazaya hükmolunması veya Ceza Kanununun 47 nci maddesinin uygulanması bakımından bilirkişi tetkikatı yaptırmaya hâkimler mecburdur. Bilirkişinin, adlî tabip yoksa, mütehassıs bir hekim olması şarttır.

Hazırlık soruşturmasında muayeneleri icabeden kimselerin muayeneleri, Cumhuriyet Savcılarının talebi ile yapılır.

EHLİHİBRENİN REDDİ

MADDE 67 - Ehlihibre hâkimin reddini mucip olan sebeplerden dolayı reddolunabilir.

Şahitlik ehlihibre olmağa mâni değildir. Ret hakkı Cumhuriyet Müddeiumumisini ve dâvacı ile maznunundur. Hâkim tarafından tâyin olunan ehlihibrenin isimleri mâni sebepler olmadıkça ret hakkını haiz olanlara bildirilir.

(Ek fıkra: 1696 - 05.03.1973) Ret talebini işi soruşturmakta veya davayı görmekte olan hâkim veya mahkeme inceler. Reddi isteyen taraf ret sebebini ispat ile mükelleftir. Yemin delil olmaz.

EHLİHİBRELİĞİ KABULE MECBUR OLANLAR

MADDE 68 - Muayyen hususlarda rey ve mütalâa beyaniyle resmen tavzif edilmiş olanlar yahut tetkikatın icrası için bilinmesi muktazi fen veya sanatla iştigali meslek edinenler veya meslek edinmeğe resmen mezun olanlar ehlihibre tâyin edildikleri takdirde kendilerine verilen vazifeyi yapmağa mecburdurlar.

Evvelce adliyeye müracaatla ehlihibrelik vezaifini ifaya hazır olduklarını bildirmiş olanlar da bu vazifeyi kabule mecburdurlar.

Ehlihibreye müracaatın sebebi delil olabilecek geçmiş vakıa ve halin tesbiti ise haklarında şahide mütaallik hükümler tatbik olunur.

EHLİHİBRELİKTEN ÇEKİNME HAKKI, EHLİHİBRE OLARAK DİNLENEMEYENLER

MADDE 69 - Şahitlikten çekinmeyi mucip olabilen sebepler ehlihibrelikten de çekilmeyi mucip olabilir. Ehlihibre makbul diğer sebeplere binaen dahi mütalâa beyanına mecbur tutulmayabilir.

Ehlihibre sıfatiyle dinlenmeleri mensup oldukları dairece memuriyetin menfaat ve icaplarına halel vereceği beyan edilen Devlet memurları ehlihibre olarak dinlenemez.

GÖREVİNİ YAPMAYAN BİLİRKİŞİ HAKKINDAKİ İŞLEM

MADDE 70 - (Değişik: 3206 - 21.5.1985) rey vermekle mükellef olduğu ve usulü dairesinde çağrıldığı halde gelmeyen veya gelip de yiminden, rey ve mütalaa beyanından çekinen bilirkişiler hakkında tanıklara ilişkin hükümler uygulanır.

EHLİHİBRE TETKİKATINI HKİMİN İDARESİ

MADDE 71 - Hâkim lüzum görürse ehlihibrenin yapacağı tetkikleri kendisi sevk ve idare eder.

EHLİHİBRENİN YEMİNİ

MADDE 72 - Ehlihibre mütalâasını söylemezden veya raporunu vermezden evvel (bitarafane ve tamamen ilim ve fenne muvafık olarak reyini beyan edeceğine vicdanı üzerine) yemin eder.

Ehlihibre, kendisinden talep edilen neviden mütalâa beyan etmek için evvelce umumi surette yemin ettirilmişse yeniden yemin verilmeyerek evvelki yeminin ahdinde beyanı rey aldığını kayıt ve işaret eder.

EHLİHİBRENİN SALAHİYETİ

MADDE 73 - Ehlihibre lüzum gösterirse raporunu tanzim için şahitleri dinlemek ve maznunu sorguya çekmek suretiyle muhtaç olduğu mütemmim malûmatın istihsali temin olunabilir. Aynı maksatla ehli hibrenin kısmen veya tamamen dosyayı tetkik etmesine ve şahitlerin dinlenmesinde veya maznunun sorguya çekilmesinde hazır bulunmasına ve hattâ bunlara doğrudan doğruya sual sormasına dahi müsaade olunabilir.

SANIĞIN ŞUURUNUN TETKİKİ

MADDE 74 - (Değişik: 1696 - 5.3.1973) (Değişik 1. fıkra: 3206 - 21.5.1985) Tedavi ve muhafazaya hükmolunması veya Ceza Kanununun 47 nci maddesinin uygulanması bakımından yapılan incelemede, bilirkişinin teklifi üzerine Cumhuriyet savcısı ve müdafi dinlendikten sonra sanığın resmi bir müessesede gözlemine hazırlık tahkikatı sırasında sulh hakimi ve son tahkikat sırasında mahkeme tarafından karar verilebilir.

Sanağın müdafii yoksa, yardım için re'sen kendisine bir müdafi tayin edilir.

Sanık gözlem altına alınma kararı aleyhine acele itiraz yoluna müracaat edebilir. Bu itiraz kararın yerine getirilmesini durdurur.

(Değişik 4. fıkra: 3842 - 18.11.1992) Resmî müessesede gözlem süresi üç haftay geçemez. Bu sürenin yetmeyeceği anlaşılırsa resmî müessesenin talebi üzerine, her seferinde üç haftayı geçmemek üzere ek süreler verilebilir; fakat sürelerin toplamı üç ayı geçemez. Sanık resmî müesseseye gönderilirken soruşturma dosyası da birlikte yollanır. Dosyanın bütünü ile yollanmasında sakınca gören hâkim, bazı belgelerin suretlerini gönderebilir. Dosya en geç onbeş gün içinde geri gönderilir. Gerektiği takdirde hâkim bu süreyi altı haftayı geçmemek üzere uzatabilir.

Resmî müessesede gözlem altına alınma süresi ilerde verilecek cezadan ve muhafaza ve tedavi tedbirinin asgari süresinden indirilir. (*)

(*) Madde 74 ün 1. fıkrasındaki "gözaltına alınmasına" kelimeleri "gözlemine", 3. ve 5. fıkralarındaki "gözaltına alma" kelimeleri "gözlem altına alınma" olarak 18.11.1992 gün ve 3842 sayılı kanunun 3. maddesi hükmü gereğince değiştirilmiş ve metne işlenmiştir.

BİLİRKİŞİNİN MÜTALAASINI BİLDİRME ŞEKLİ VE SÜRESİ

MADDE 75 - (Değişik: 3206 - 21.05.1985 ) Bilirkişi mütalaasını yazı ile bildirir. Ancak, hemen mütalaa verilmesi mümkün olan işlerde bilirkişinin sözlü mütalaası ile yetinilebilir ve bu mütalaa tutanağa geçirilerek imza ettirilir.

Bilirkişi yazılı mütalaasını tayin edilen süre içerisinde vermeğe mecburdur. Bu süre, işin niteliğine göre iki ayı geçemez. Belirlenen süre içerisinde mütalaasını vermeyen bilirkişi hakkında 63 üncü madde hükmü uygulanır.

EHLİHİBRE RAPORUNUN KAFİ GÖRÜLMEMESİ HALİNDEKİ MUAMELE

MADDE 76 - Hâkim, verilen raporu kâfi görmediği takdirde aynı ehlihibre yahut tâyin edeceği diğer ehlihibre tarafından yeni bir rapor tanzim edilmesini emredebilir.

Raporunu itadan sonra ehlihibrenin reddi talep olunupta bu talep kabul edilmişse hâkim, yeni bir rapor tanzim etmek üzere başka ehlihibre tâyin edebilir.

Lüzum görülen hallerde, ihtısası haiz resmî dairelerin reyleri dahi alınabilir.

(Ek fıkra: 5020 - 12.12.2003 / m.2) Mahkemeye sunulan bilirkişi raporunun maddî olgu ve fiilî gerçeklerle bağdaşmadığı yönünde kuvvetli emare ve şüphelerin bulunduğu kanaatine ulaşıldığı takdirde, bu bilirkişiler hakkında diğer kanunlardaki hukukî ve cezaî sorumluluklar saklı kalmak şartıyla 19.4.1990 tarihli ve 3628 sayılı Mal Bildiriminde Bulunulması, Rüşvet ve Yolsuzluklarla Mücadele Kanunu hükümleri uyarınca işlem yapılmak üzere dava dosyasının tasdikli bir örneği yetkili Cumhuriyet savcılığına gönderilir.

EHLİHİBREYİ TAZMİNAT, MASRAF VE ÜCRET

MADDE 77 - Ehlihibre tarifeye göre kaybettiği vakit için alacağı tazminattan başka tetkikat ve seyahat masraflarını ve çalışmasiyle uygun ücretini alır.

KEŞİF

MADDE 78 - Keşif, hâkim veya naibi veyahut istinabe olunan hâkim ile tehirinde mazarrat umulan hallerde Cumhuriyet Müddeiumumisi tarafından yapılır.

Keşif yapıldığı vakit buna dair tanzim olunacak zabıt varakalarına mevcut olan hal ve vaziyetle hâdisenin hususi mahiyetine göre vücudu umulupta bulunamıyan eserlerin ve izlerin yokluğu yazılır.

ÖLÜM MUAYENESİ VE OTOPSİ

MADDE 79 - (Değişik: 3206 - 21.05.1985) Bir ölünün adli muayenesi tabip huzuru ile yapılır. Adlî muayenede ölünün tıbbî kimliği, ölüm zamanı ve ölüm sebebini tayin için harici bulgular tespit edilir.

Otopsi, hâkim ve tehirinde zarar umulan hallerde Cumhuriyet savcısı huzurunda biri adlî tabip veya patalog olmak şartı ile iki hekim tarafından yapılır.

Zaruret halinde bu işlem bir hekim tarafından da yapılabilir. Ancak zaruret halinin otopsi raporuna açıkça yazılması gerekir.

Bu işlem, ölüyü son hastalığında tedavi eden hekime yaptırılamaz. Bununla beraber tedavi eden hekim hastalığın seyri hakkında bilgi vermek üzere otopside hazır bulunmaya davet olunabilir.

Gömülen ölünün muayenesine veya üzerinde otopsi yapılmasına lüzum görüldüğü takdirde, ölünün mezardan çıkarılmasına hazırlık tahkikatında Cumhuriyet savcısı, son tahkikatta mahkeme tarafından müsaade olunur ve gerekli işlemler karar veren mercice yerine getirilir.

ÖLÜNÜN HÜVİYETİNİ TAYİN

MADDE 80 - Mâni sebepler olmadıkça otopsiden evvel ölünün hüviyeti her suretle ve bilhassa kendisini tanıyanlara gösterilerek, bilgilerine müracaat olunarak tâyin olunur ve elde edilmiş bir maznun varsa ölü tanınmak üzere ona da gösterilir.

OTOPSİ

MADDE 81 - Otopsi, ölünün hali müsait oldukça mutlak (baş, göğüs ve karnı) nın açılmasını icabettirir.

YENİ DOĞMUŞ ÇOCUĞUN ÖLÜSÜ ÜZERİNDEKİ TETKİKLER

MADDE 82 - Yeni doğmuş bir çocuk ölüsünün açılmasında yapılacak fennî tetkikler, çocuğun bilhassa doğumu mütaakıp yahut doğum esnasında yaşayıp yaşamadığını ve vaktinde doğup doğmadığını yahut vakitsiz doğmuşsa yaşayabilecek bir halde olup olmadığını tâyine mâtuf olur.

ZEHİRLENME ŞÜPHESİ ÜZERİNE YAPILACAK İŞLEM

MADDE 83 - (Değişik: 3206 - 21.05.1985 ) Zehirlenme şüphesi olan hallerde organlardan parça alınırken, bu organın görünen şekli ile tahribatın tarif edilmesi gerekir. Ölüde yahut sair yerlerde bulunmuş olan şüpheli maddeler bir kimyager veya tahlil ile resmen görevlendirilmiş bir makam tarafından tahlil olunur.

Hâkim bu tahlilin bir hekimin katılmasıyla veya idaresinde yapılmasını emredebilir.

KALPAZANLIK VE EVRAKI NAKDİYE SAHTEKARLIĞINDA YAPILACAK TETKİKLER

MADDE 84 - Kalpazanlık ve evrakı nakdiyeye ait sahtekârlık suçlarında zaptolunan paralar ve evrak lüzum görülürse bunların sahihlerini tedavüle çıkaran makamlara tetkik ettirilir. Bu makamlar taklit veya sahtkârlığın ne suretle yapılmış olduğu ve eserleri neden ibaret bulunduğu hakkında rey beyan ederler.

Yabancı paraları ve evrakı için de selâhiyetli Türk makamlarının reyi alınmakla iktifa olunur.

VESİKANIN TETKİKI SURETLERİ

MADDE 85 - Bir vesikanın doğruluğunu veya sahteliğini tahkik etmek yahut failini meydana çıkarmak için ehlihibre marifetiyle yazı ve mühür tetkikatı yapılabilir.

SEKİZİNCİ FASIL

ZABIT VE ARAMA

SÜBUT VASITALARINDAN OLAN EŞYANIN MUHAFAZA VE ZAPTI

MADDE 86 - Tahkikat için sübut vasıtalarından olmak üzere faydalı görülen yahut musadereye tabi olan eşya muhafaza veya başka bir suretle emniyet altına alınır.

Bu eşya bir şahsın yanında bulunur ve bu şahıs rızasiyle teslimden kaçınırsa zoptolunabilir.

TALEP VUKUUNDA EŞYAYI VERMEYENLER HAKKINDAKİ MUAMELE

MADDE 87 - Yukardaki maddede yazılı bir eşyayı yanında bulunduran şahıs talep üzerine bu eşyayı göstermek ve teslim etmekle mükelleftir.

Kaçınma halinde bu eşyanın zilyedi hakkında 63 üncü maddenin cebre mütaallik hapis hükmü tatbik edilir.

Şehadetten çekinmeğe mezun olan şahıslar hakkında bu hüküm tatbik olunmaz.

TESLİM OLUNMIYACAK VESİKALAR

MADDE 88 - Resmî dairelerde saklı evrak ve sair vesikalar münderecatının ifşası memleketin selâmetine zarar vereceği o dairenin en büyük âmiri tarafından beyan edilirse bu evrak ve vesikaların gösterilmesi ve teslim istenmez. Şukadar ki bu beyan kâfi görülmezse o dairenin mensup olduğu vekâlete müracaat olunabilir.

ZAPTOLUNMIYACAK MEKTUPLAR

MADDE 89 - Maznun ile 47 ve 48 inci maddeler mucibince şahitlikten çekinme hakkı olan kimseler arasında teati olunan mektuplar bu kimseler yanında bulundukça ve bunlar tahkikatın mevzuu olan vakıalara iştirak etmiş olmak veya yataklık etmek şüphesi altında olmadıkça zaptedilemez.

ZABIT KARARI VERMEK SALAHİYETİ

MADDE 90 - Zapta karar vermek salâhiyeti hâkimindir. Ancak tehirinde mazarrat görülen hallerde Cumhuriyet müddeiumumileri ve bunların muavini sıfatiyle emirlerini icraya memur olan zabıta memurları zabıt muamelesini yapabilirler.

Hâkimin kararı olmaksızın yapılan zabıt muamelesinde alâkadar şahıs veya bunun mümeyyiz olan hısımlarından biri hazır bulunmamış veya bunlardan biri hazır bulunupta zabıt muamelesine açıkça itiraz etmişse zabıt muamelesini yapan memur bunu üç gün zarfında hâkime tasdik ettirmeğe mecburdur.

Kendi nezdinde zabıt muamelesi yapılan kimse her ne zaman isterse hâkimden bu husus hakkında karar ittihazını isteyebilir.

Bu bapta karar vermek salâhiyeti hukuku âmme dâvası henüz açılmamış olan hallerde zabıt muamelesinin yapıldığı yerin sulh hâkimine aittir.

Zabıt muamelesi hukuku âmme dâvasının açılmasından sonra Cumhuriyet Müddeiumumileri veya zabıta memurları tarafından yapılmış olduğu halde dâvaya bakmakta olan hâkim üç gün içinde bu muameleden haberdar edilir ve zaptedilen eşya emrine hazır bulundurulur.

Harb gemileri dâhil olmak üzere askeri hizmetlere mahsus yerlerde yapılacak zabıt muamelesi hâkim veya Cumhuriyet Müddeiumumisinin talep ve iştirakiyle askerî makamlar tarafından ifa olunur.

Ancak askerî hizmetlere mahsus yerler ordu ile alâkası olmıyan kimseler tarafından munhasıran işgal edildiği takdirde askerî makamların müdahalesine lüzum yoktur.

MAZNUNA GÖNDERİLEN MEKTUP, TELGRAF VESAİR MERSULELERİN ZAPTI

MADDE 91 - Maznuna gönderilen mektuplar vesair mersule ve telgrafların posta ve telgrafhanede zaptı caizdir.

Maznun tarafından veya ona hitaben gönderildiği bazı hallerden anlaşılan ve tahkikat noktai nazarından münderecatının ehemmiyeti haiz olduğu tâyin edilen mektuplar vesair mersule ve telgrafların dahi bu yerlerde zaptı caizdir.

MEKTUP, TELGRAF VESAİR MERSULELERİN ZAPTI KARARI

MADDE 92 - Bundan evvelki maddede yazılı olan zabıt muamelesi ancak hâkim tarafından yapılabilir.

Tehirinde mazarrat umulan ve munhasıran kabahatlere mütaallik bulunmıyan hallerde bu muamelenin icrasına Cumhuriyet Müddeiumumileri dahi salâhiyetlidir.

Şukadar ki müddeiumumiler kendilerine verilen şeyleri ve bilhassa mektuplar vesair posta mersulelerini açmaksızın derhal hâkime tevdi etmek mecburiyetindedirler.

Cumhuriyet Müddeiumumisi tarafından emrolunan zabıt muamelesi eşya henüz teslim edilmemiş olsa bile üç gün içinde hâkim tarafından tasdik olunmadığı takdirde hükümsüzdür.

Cumhuriyet Müddeiumumisinin verdiği emir üzerine yapılan, zabıt muamelesiyle mektup vesair posta mersulelerinin açılması hakkında karar itası 90 ıncı madde mucibince salâhiyetli hâkimindir.

TEDBİRLERİN ALAKADARLARA BİLDİRİLMESİ

MADDE 93 - Tahkikatın gayesine halel vermek ihtimali olmadıkça 91 ve 92 nci maddelere göre alınacak tedbirler alâkadarlara bildirilir

Açılmasına karar verilmemiş olan mektup ve mersuleler derhal alâkadarlara teslim olunur. Açılıpta alıkonulması icabetmiyenler hakkında da bu yolda muamele edilir.

Alıkonulan bir mektubn tahkikatiçin gizli tutulmasında fayda görülmeyen kısımlarının sureti mürselünileyhe gönderilir.

MAZNUNA, ŞERİKİNE VE YATAĞINA AİT YERLERİN VE ŞEYLERİN ARANMASI

MADDE 94 - Bir suç işlemek veya buna iştirak veyahut yataklık etmek şüphesi altında bulunan kimsenin evi ile ona ait sair mahallerde aranma yapılabileceği gibi gerek üzeri ve gerek eşyası dahi aranabilir.

Bu arama şüphe altında bulunan kimsenin yakalanması maksadiyle yapılabileceği gibi sübut delillerinin meydana çıkarılması umulan hallerde dahi yapılabilir.

MAZNUN İLE ŞERİKİNDEN VE YATAĞINDAN BAŞKA KİMSELER HAKKINDAKİ ARAMA

MADDE 95 - Yukardaki maddede yazılı kimselerden başkalarının gerek üzerlerinde ve gerek eviyle sair mahallerde arama, ancak maznunun yakalanması veya suçun izlerinin takibi veya muayyen bazı eşyanın zaptı maksadiyle yapılabilir.

Bu hallerde aramanın yapılması, aranılan şahsın veya takip edilen izlerin yahut zaptedilecek eşyanın aranılacak şahıs veya mahallerde bulunduğunu istidlâl ettirebilecek vakıaların vücuduna bağlıdır.

Bu takyit, maznunun içinde tutulduğu veya takibi sırasında girdiği mahallerle emniyeti umumiye idaresinin nezareti altında bulunan bir şahsın oturduğu mahaller hakkında cari değildir.

GECE YAPILACAK ARAMA, GECENİN TAYİNİ

MADDE 96 - Meşhut cürüm ile tehirinde mazarrat görülen haller veya firar eden bir mevkuf veya mahpusun tekrar yakalanması hali müstesna olmak üzere meskende veya iş mahalleri ile sair kapalı yerlerde gece vakti aranma yapılmaz.

Bu takayyüt Emniyeti Umumiye İdaresinin hususi nezarati altında bulunan şahısların oturdukları yerlerle geceleyin herkesin girip çıkabileceği mahaller yahut mahkûmların toplanma veya sığınma veya suç ile elde edilen eşyayı saklama mahalli veyahut gizli kumar yerleri veya umumhaneler gibi polisçe maruf olan yerler hakkında cari değildir.

(...) (Madde 96 nın son fıkrası, 9.7.1953 tarih ve 6123 sayılı Kanunun ilgili maddesi hükmü gereğince yürürlükten kaldırılmıştır.)

ARAMA KARARI SALAHİYETİ

MADDE 97 - Aramaya karar vermek salâhiyeti hâkimindir. Ancak tehirinde mazarrat umulan hallerde Cumhuriyet Müddeiumumileri ve müddeiumumilerin muavini sıfatiyle emirlerini icraya memur olan zabıta memurları arama yapabilirler.

Hâkim veya Cumhuriyet Müddeiumumisi hazır olmaksızın süknada veya iş görmeğe mahsus mahaller ile kapalı yerlerde aramada bulunabilmek için o mahal ihtiyar heyetinden veya komşulardan iki kişi bulundurulur.

Yukardaki fıkrada gösterilen takayyüt 96 ncı maddenin ikinci fıkrasında yazılı mahallere şâmil değildir.

Harb gemileri dâhil olmak üzere askerî hizmetlere mahsus yerlerde yapılacak zabıt muamelesi hâkim veya Cumhuriyet Müddeiumumisinin talep ve iştirakiyle askerî makamlar tarafından derhal ifa olunur. Ancak askerî hizmetlere mahsus yerler ordu ile alâkası olmıyan kimseler tarafından munhasıran işgal edildiği takdirde askerî makamların müdahalesine lüzum yoktur.

ARAMADA KİMLERİN BULUNABİLECEĞİ

MADDE 98 - Arama muamelesine tabi yerlerin sahibi veya eşyanın zilyedi aramada hazır bulunabilir. Kendisi bulunmazsa mümessili veya mümeyyiz hısımlarından biri yahut kendisiyle birlikte sakin olan bir kimse veya komşusu bulundurulur.

95 inci maddenin birinci fıkrasında gösterilen hallerde zilyed ve bulunmazsa yerine davet olunacak kimse muameleye başlamazdan evvel aramanın gayesinden haberdar edilir.

96 ncı maddenin ikinci fıkrasında yazılı yerlerin zilyedi hakkında bu hüküm tatbik olunmaz.

ARAMAYA MARUZ KALAN KİMSEYE VERİLECEK VARAKA VE VESİKA

MADDE 99 - Aramanın hitamında aramaya mâruz kalan kimseye talebi üzerine aramanın 94 ve 95 inci maddelere uyan sebeplerini ve 94 üncü maddede gösterilen halde cezalandırılması maksut olan fiilin mahiyetini mübeyyin bir varaka verilir. Yine talebi üzerine zaptolunan veya emniyet altına alınan eşyanın müfredatını havi bir defter ve şayet şüpheyi dai bir şey elde edilmemiş ise bunu mübeyyin bir vesika verilir.

MUVAKKAT ZABIT

MADDE 100 - Arama neticesinde yapılmakta olan tahkikatla alâkası bulunmıyan ve fakat diğer bir suçun işlendiği şüphesini uyandırabilecek olan eşya bulunursa bu eşya muvakkat olarak zaptolunur ve keyfiyet Cumhuriyet Müddeiumumiliğine bildirilir.

ZABIT DEFTERİ VE MÜHÜRLENMESİ

MADDE 101 - Tevdi veya zaptolunan eşyanın tam bir defteri yapılır ve karışmasının veya değişmesinin önü alınmak için bu eşya resmi mühürle mühürlenir veya bir işaret konulur.

KAĞITLARIN TETKİK SALAHİYETİ

MADDE 102 - Aramaya tabi olan kimsenin kağıtlarını tetkik salâhiyeti hâkimindir. Diğer memurların elde edilen kâğıtları tetkik edebilmeleri zilyedinin rızasına bağlıdır. Rızası olmazsa bu memurlar tetkikını lüzumlu adettikleri kâğıtları mümkünse zilyedinin huzurunda bir zarfa koyarak ve resmî mühürle mühürleyerek hâkime gönderilir.

Kâğıtların zilyedi veya bunun mümessili kendi mühürünü dahi vaz'a mezundur. İlerde mühürün fekkine ve kâğıtların tetkikına karar verildiği takdirde bu muamelenin icrasına hazır bulunmak üzere zilyedi veya mümessili mümkünse davet olunur. Hâkim bir suça taallûk eden kâğıtları Cumhuriyet Müddeiumumiliğine tevdi eder.

MAĞDURDAN ALINAN EŞYANIN İADESİ

MADDE 103 - Bir suçtan mağdur olan kimseden suç sebebiyle alınmış olan eşya tahkikatın neticesiyle beraber ve hatta daha evvel resen ve bu hususta ayrıca bir hükme hacet kalmaksızın mağdura geri verilir. Meğer üçüncü şahıslar tarafından buna itiraz edile.

Alâkadar şahıslar haklarını hukuk dâvası ikamesi suretiyle alabilmek salâhiytini muhafaza ederler.

DOKUZUNCU FASIL

TEVKİF, MUAVAKKAT YAKALAMA VE SALIVERME

MAZNUNUN TEVKİFİNİ MUCİP HALLER

MADDE 104 - (Değişik: 3842 - 18.11.1992) Suçluluğu hakkında kuvvetli belirti bulunan kişiler aşağıdaki hallerde tutuklanabilir.

1. Kaçma şüphesini uyandıracak vakıalar bulunması.

2. Delillerin yok edilmesi, değiştirilmesi, gizlenmesi, şeriklerin uydurma beyana veya tanıkların yalan tanıklığa veya tanıklıktan kaçmaya sevkedildiğini, bilirkişilerin etki altına alınmasına çalışıldığını gösteren hal ve davranışların bulunması.

Soruşturma konusu olan suçun, kanunda öngörülen cezasının üst sınırı yedi yıldan az olmayan hürriyeti bağlayıcı cezayı gerektirmesi veya sanığın ikametgâhı veya meskeninin bulunmaması veya kim olduğunu isbat edememesi durumunda yukarıda 1 ve 2 numaralı bentlerdeki haller var sayılabilir.

Altı aya kadar hürriyeti bağlayıcı cezayı gerektiren suçlarda sanık ancak, suçun toplumda infial uyandırması veya ikametgâhı veya meskeninin bulunmaması veya kim olduğunu ispat edememesi halinde tutuklanabilir.

Soruşturma konusu fiilin önemi veya uygulanabilecek ceza veya emniyet tedbiri dikkate alındığında tutuklama haksızlığa sebep olabilecekse veya tutuklama yerine bir başka yargılama önlemi ile amaca ulaşılabilecek ise tutuklamaya karar verilemez.

HAFİF HAPİSLİ SUÇLARDA TEVKİF

MADDE 105 - (...) (Madde 105, 18.11.1992 gün ve 3842 sayılı Kanunun 31. maddesi hükmü gereğince yürürlükten kaldırılmıştır.)

SANIĞIN TUTUKLANMASI VE TUTUKLAMA

MÜZEKKERESİNİN ŞEKLİ

MADDE 106 - (Değişik: 1696 - 05.03.1973) (Değişik 1. fıkra: 3842 - 18.11.1992) Sanığın tutuklanmasına ancak hâkim karar verir. Tutuklanması talep edilen sanık hazırsa karardan önce dinlenir, hazır bulunan sanık isterse sorgu sırasında vekaletname aranmaksızın müdafii de hazır bulunabilir ve karar verilmeden önce Cumhuriyet Savcısı ile hazır olan müdafi dinlenir. Sanık hazır değilse talebe ilişkin karar, yokluğunda ve evrak üzerinden verilir.

(Değişik 2. fıkra: 3842 - 18.11.1992) Tutuklama müzekkeresinde, sanığın mümkün olduğu kadar açıkça kim olduğu ve şekli ile kendisine isnad olunan fiil, fiilin gerçekleştiği zaman ve yer, fiilin kanunda hükme bağlandığı maddeler, suçun kanunî unsurları ve tutuklamanın sebebi belirtilir. (*)

(*) Bu madde hükmü, 18 Kasım 1992 gün ve 3842 sayılı Kanunun 31 nci maddesi gereğince, Devlet Güvenlik Mahkemelerinin görev alanına giren suçlarda uygulanmaz.

Tutuklama müzekkeresinin sureti tutma anında tebliğ edilir. Bu mümkün olmadığı takdirde de, tutma sebepleri ve aleyhindeki isnat sanığa hemen yazılı olarak bildirilmekle beraber tevkifine konulduğunun en geç ertesi günü kendisine tebliğ olunur. Tebliğ, tutuklama müzekkeresinin aslına, bir suretinin sanığa verildiği ve tarihi yazılmak ve sanığın yakalandığı gün gösterilmek ve altı sanık ile tebliğ yapan memur tarafından imzalanmak suretiyle olur ve bu asıl tevkifevi dosyasında saklanır. Bu muamelenin yapıldığı yazılı olan tutuklama müzekkeresinin diğer bir sureti dava dosyasına konur.

Sanığa, tutuklama müzekkeresinin tebliğinde tutuklama kararına itiraz hakkı olduğu bildirilir.

SANIĞIN TUTUKLANMASINDAN KİMLERE HABER VERİLECEĞİ

MADDE 107 - (Değişik: 1696 - 05.03.1973) Tutuklamanın gayesini ihlâl etmemek şartı ile tutuklanan sanığın yakınlarına ve esaslı bir alâkası olan diğer kimselere, tutulmasını bildirmesine müsaade olunur. Tutuklanan isterse bunlara resmen dahi haber verilir.

Tutuklanan sanık hâkim önüne çıkarılınca, durum yakınlarına bu hâkim tarafından verilen bir kararla hemen bildirilir.

Madde 107.- (Değişik: 4744 - 6.2.2002 / m.6) Tutuklamadan ve tutuklamanın uzatılmasına ilişkin her karardan tutuklunun bir yakınına veya belirlediği bir kişiye, hakimin kararıyla gecikmeksizin haber verilir.

Ayrıca, soruşturmanın amacını tehlikeye düşürmemek kaydıyla, tutuklunun tutuklamayı bir yakınına veya belirlediği bir kişiye bizzat bildirmesine de izin verilir.

TUTUKLUNUN SORGUYA ÇEKİLMESİ

MADDE 108 - (Değişik: 1696 - 05.03.1973) (Değişik 1. fıkra: 3842 - 18.11.1992) Sanık tutuklama müzekkeresi üzerine tutulduğunda derhal ve nihayet yirmidört saat içinde yetkili hâkim önüne çıkarılarak sorguya çekilir ve tutmanın devamı edip etmeyeceği hakkında bir karar verilir.

(Değişik 2. fıkra: 3842 - 18.11.1992) Sanığın en yakın hâkim önüne getirmek için gerekli süre bu yirmidört saatlik süreye dahil değildir. (*)

(*) Bu madde hükmü, 18 Kasım 1992 gün ve 3842 sayılı Kanunun 31 nci maddesi gereğince, Devlet Güvenlik Mahkemelerinin görev alanına giren suçlarda uygulanmaz.

Sanığa, sorgu sırasında aleyhindeki vaziyet ve hallerden haber verilir.

Sorguya çekme, sanığın kendi lehine meydana koyacağı delillere mani olmayacak tarzda cereyan etmelidir.

(Ek fıkra: 3842 - 18.11.1992) Bu Kanunun 223 üncü maddesinin ikinci fıkrası ile 229 uncu maddesindeki tutuklama sebepleri hariç sanığın sorgusu sırasında yalnız Cumhuriyet Savcısı ile müdafi hazır bulunabilir ve tutulmanın devam edip etmeyeceği hakkında bir karar verilmeden önce Cumhuriyet Savcısı ile hazır bulunan müdafi dinlenir.

TUTUKLUNUN SALIVERİLMESİ

MADDE 109 - (Değişik: 1696 - 05.03.1973) Sanık 108 inci maddede gösterilen süre içinde yetkili hâkim önüne çıkarılamazsa aynı süre içinde tutulma yerine en yakın sulh hâkimi önüne çıkarılır.

Sorguya çekilmede tutuklama müzekkeresinin geri alındığı veya tutulan kimsenin tutuklama müzekkeresinde yazılan şahıs olmadığı anlaşılırsa sanık hemen salıverilir.

TUTUKLULUKTA GEÇECEK SÜRE

MADDE 110 - (Yeniden Düzenleme: 3842 - 18.11.1992) Hazırlık soruşturmasında tutukluluk süresi azamî altı aydır. Kamu davasının açılması halinde bu süre hazırlık soruşturmasında tutuklulukta geçen süre dahil iki yılı geçemez.

Soruşturmanın veya yargılamanın özel zorlu veya geniş kapsamlı olması sebebiyle yukarıda belirtilen sürelerin sonunda kamu davası açılamamış veya hüküm tesis edilememiş ise, soruşturma konusu fiilin kanunda belirtilen cezasının alt sınırı yedi seneye kadar hürriyeti bağlayıcı cezayı gerektiren suçlarda tutuklama kararı kaldırılır. Yedi sene ve daha fazla hürriyeti bağlayıcı cezalar ile ölüm cezasını gerektiren suçlarda tutuklama sebebine, delillerin durumuna ve sanığın şahsî hallerine göre tutukluluk halinin devamına veya sona erdirilmesine veya uygun görülecek nakdî kefaleti vermesi şartıyla sanığın tahliyesine karar verilebilir.

MADDE 111 - (...) (Madde 111, 21.5.1985 tarih ve 3206 sayılı Kanunun 82. maddesi hükmü gereğince yürürlükten kaldırılmıştır.)

TUTUKLULUĞUN DEVAM EDİP ETMEYECEĞİNİN İNCELENMESİ

MADDE 112 - (Değişik: 3206 - 21.05.1985) Hazırlık tahkikatı sırasında, sanığın tutukevinde bulunduğu müddetçe ve en geç otuzar günlük süreler içerisinde tutukluluk halinin devamının gerekip gerekmeyeceği Cumhuriyet savcısının talebi üzerine sulh hâkimi tarafından incelenir.

Tutukluluk halinin incelenmesi yukarıdaki fıkrada öngörülen süre içinde sanık tarafından da istenebilir.

Mahkeme, tutukevinde bulunan sanığın duruşmasında, tutukluluk halinin devamının gerekip gerekmeyeceğini her celse veya şartların gerçekleştiğinde celse arasında re'sen kararlaştırır.

MADDE 113 - 115 - (...) (Madde 113, 114, 115, 8.6.1936 tarih ve 3006 sayılı kanunun ilgili maddesi hükmü gereğince yürürlükten kaldırılmıştır.)

TUTUKLUNUN KONACAĞI YER VE HAKKINDA YAPILACAK İŞLEM

MADDE 116 - (Değişik: 3063 - 24.10.1984) Tutuklanan kimse mümkün olduğu kadar hükümlülerden ayrı bir yere konur veya ayrı bir odada bulundurulur.

Tutuklu hakkında ancak tutuklama ile gözetilen gayeyi ve tutukevinin düzenini sağlayacak kadar kayıtlamada bulunulur. Tutuklu, tutukevinin düzen ve emniyetini bozmamak ve tutuklanmasındaki gaye ile uygun olmak şartiyla servet ve durumuna göre kendisi masraf ederek istirahat ve meşgalesini düzenleyebilir.

Tutuklu, tutukevinde ciddî bir tehlike teşkil ettiği ve özellikle öteki tutukluların emniyeti için zaruri görüldüğü veya intihara veya kaçmaya kalkıştığı yahut bu yolda hazırlıkta bulunduğu takdirde, sağlığına zarar vermeyecek tedbirler alınabilir.

Tutukevinin kanun, tüzük, yönetmelik ve emirlerle belirlenmiş düzenini bozan tutuklular hakkında, hükümlülere uygulanan disiplin cezalarına ve bunların neticelerine dair hükümler tatbik edilir.

Yukarıda belirtilen disiplin cezalır ve tedbirlere dair kararlar, ilgili kurul veya memurlar tarafından alınır ve hâkimin onayına sunulur. Kararlar hâkimin onayından sonra tatbik edilir. Acil hallerde bu kararlar, ilgili kurul veya memurlar tarafından alınarak uygulamaya konulur ve derhal hâkimin onayına sunulur.

Tutuklu duruşmaya bağlı olmayarak çıkarılır.

TEVKİFTEN KEFALETLE VAZGEÇİLEBİLMESİ

MADDE 117 - (Değişik: 3515 - 28.06.1938) 104 üncü maddenin ilk fıkrasının ikinci bendi hükmü haricindeki sebeblerden dolayı tevkifine karar verilen maznunun kefalet vermesi şartile tevkifinden vaz geçilebilir.

(...) (Madde 117 nin 2. fıkrası, 21.5.1985 tarih ve 3206 sayılı Kanunun 82. maddesi hükmü gereğince yürürlükten kaldırılmıştır.)

KEFALETİN NEVİLERİ

MADDE 118 - Kefalet gerek para ve gerek Devlet esham ve tahvilleri tevdii suretiyle olabileceği gibi muteber kimselerin malî kefalet vermesiyle de olabilir.

Kefaletin miktar ve nevini takdir hâkimindir.

(Ek fıkra: 2248 - 12.06.1979) Hâkim, kefaletin miktar ve nevinin takdirinde; suçun niteliğini, sanığın kişisel durumunu ve yargı organlarınca yapılacak işlemlere uyup uymayacağını gözönünde bulundurur.

TÜRKİYE'DE OTURMAYAN TUTUKLUNUN SALIVERİLMESİNDE VEKİL TAYİNİ VE KEFALET PARASININ TAKDİRİ (*)

(*) Madde 119 un başlığı, 12.6.1979 günlü 2248 sayılı Kanunun 3. maddesi hükmü gereğince değiştirilmiş ve metne işlenmiştir.

MADDE 119 - Kefaletle salıverilmesini isteyen maznun Türkiye'de oturmuyorsa kendisine yapılacak tebligatı kabul için dâvaya bakacak mahkemenin kazası dairesinde ikamet eden bir kimseyi tevkil eder.

(Ek fıkra: 2248 - 12.06.1979) Mahkeme, bu kimseler hakkında yukarıdaki madde gereğince takdir edilecek kefalet parasının, o tarihteki resmi kur esas alınarak oturdukları yabancı devlet parasıyla ödenmesine karar verebilir.

SALIVERİLEN MEVKUFUN YENİDEN TEVKİFİ

MADDE 120 - Maznun kaçmak hazırlığında bulunur veya usulü dairesinde davet emrine mazereti olmaksızın itaat etmez yahut tevkifini müstelzim yeni sebepler elde edilirse verdiği kefalete bakılmaksızın yeniden tevkif olunur.

KEFALETE LÜZUM KALMAMASI VE KEFALETTEN KURTULMA

MADDE 121 - Maznun yeniden tevkif edildiği veya tevkif müzekkeresi geri alındığı yahut maznun hakkında hürriyeti tahdit eden bir ceza hükmolunupta infazına başlandığı takdirde henüz Hazineye irat kaydedilmemiş olan kefalete lüzum kalmaz.

Kefalet etmiş olan kimse hâkim tarafından tâyin olunan mehil içinde maznunu getirdiği veya maznunun firar niyetinde bulunduğunu gösteren vâkıaları tevkifine müsait olacak kadar bir müddet evvel haber verdiği takdirde kefaletten kurtulur.

KEFALET PARASININ İRAD KAYDI VE ACELE İTİRAZ

MADDE 122 - (Değişik: 3006 - 08.06.1936) (Değişik ilk cümle: 3842 - 18.11.1992) Sanık soruşturma veya duruşmada mazeretsiz hazır bulunmaz veya mahkum olup da hürriyeti bağlayıcı cezanın infazından kaçarsa kefalet karşılığı hazineye gelir kaydedilir veya para cezasını, ödeme emrinin tebliğine rağmen süresinde ödemez ise kefalet karşılığından para cezası mahsup edilerek kalan para hazineye gelir kaydedilir. Bu hussa karar verilmezden evvel maznuna kefalet etmiş olanlar izahat vermeğe davet olunur. Bu karar aleyhine ancak acele itiraz yoluna müracaat olunabilir.

Bu itiraz üzerine bir karar verilmeden evvel şifahî olarak iddialarını izah ve tesbit edilen vakıaları münakaşa etmek üzere alâkadarlara ve Cumhuriyet Müddeiumumisine müsaade olunur.

Kefalet karşılığının Hazineye irad kaydına dair olan karar feshi kabil olduğu müddet içinde maznuna kefalet etmiş olanlar hakkında muvakkaten icra olunabilir.

İtiraz müddetinin geçmesiyle bu karar hukuk mahkemelerinden verilen ve kat'ileşen kararlar hükmünde olur.

TUTUKLAMA MÜZEKKERESİNİN GERİ ALINMASI VE HÜKMÜNÜN SON BULMASI

MADDE 123 - (Değişik: 3206 - 21.05.1985) Tutuklama sebeplerinin ortadan kalkması veya beraat kararı verilmesi hallerinde tutuklama müzekkeresinin hükmü sona erer

Kanun yoluna başvurma sanığın salıverilmesini geri bırakmaz.

TEVKİF VE SALIVERME KARARLARINI VERMEK SALAHİYETİ

MADDE 124 - (Değişik: 3207 - 07.06.1937) Tevkif ve kefaletle salıverme hakkındaki kararlar salâhiyetli hâkim tarafından verilir.

(...) (Madde 124 ün 2. fıkrası, 5.3.1973 tarih ve 1696 sayılı Kanunun 17. maddesi hükmü gereğince yürürlükten kaldırılmışır.)

Cumhuriyet Müddeiumumisi salâhiyetli olan merciden maznunun tevkifini isteyebilir. Bu merci ret veya kabul hakkında bir karar vermeğe mecburdur.

(Değişik son fıkra: 3206 - 21.05.1985) Davanın açılmasından sonra acele hallerde mahkeme başkanı dahi aynı yetkiye sahiptir.

SULH HAKİMİNİN TEVKİF MÜZEKKERESİ KESMESİ

MADDE 125 - Sulh hâkimi hukuku âmme dâvası açılmazdan evvel dahi tevkif müzekkeresi kesilmesini haklı gösterecek sebep varsa Cumhuriyet Müddeiumumisinin talebi üzerine veya tehirinde mazarrat umulan hallerde resen tevkif müzekkeresi verebilir.

(Değişik 2. fıkra: 3206 - 21.05.1985) Bu tutuklama veya kefaletle salıvermeye karar vermek hakkı suçun işlendiği veya sanığın yakalandığı yer sulh hâkiminindir. Ancak, fiilî veya hukukî imkânsızlık hallerinde yetkili hâkimin mensubu olduğu ağır ceza merkezindeki sulh hâkimi de yetkilidir.

106 ncıdan 123 üncüye kadar olan maddeler hükümleri bu hallerde de caridir.

TEVKİF MÜZEKKERESİNİN GERİ ALINMASI TALEBİ, C.M.U. SİNİN MAZNUNU SALIVERMESİ

MADDE 126 - (Değişik: 3006 - 08.06.1936) Cumhuriyet Müddeiumumisi hukuku âmme davasını açmadığı veya muznunun mevkufiyetinin devamına lüzum görmediği takdirde tevkif müzekkeresi hükümsüz kalır. Bu hallerde Cumhuriyet Müddeiumumisi maznunu hamen salıverir.

MEŞHUD CÜRÜMDE YAKALAMA, MEŞHUD SUÇ

MADDE 127 - (Değişik: 3006 - 08.06.1936) Meşhud cürüm sırasında rastlanan veya meşhud cürümden dolayı takib olunan şahsın firarı umulur veya hemen hüviyetini tayin mümkün olmazsa tevkif müzekkeresi olmaksızın dahi o şahsı herkez muvakkaten yakalıyabilir. Cumhuriyet Müddeiumumisi veya derhal âmirlerine müracaat imkânı olmıyan hallerde zabıta memurları tevkif müzekkeresi kesilmesini müstelzim ve aynı zamanda tehirinde mazarrat umulan hususlarda maznunu muvakkaten yakalıyabilirler.

Takibi şikâyete bağlı olup küçüklere yahut beden veya akl hastalığı yahut malûliyet dolayısile kendisini idareden âciz bulunanlara karşı işlenen meşhud cürümlerde maznunun yakalanması şikâyete bağlı değildir.

İşlenmekte olan suç, meşhud suçtur.

Henüz işlenmiş olan suç ile suçun işlenmesinden hemen sonra zabıta veya suçtan zarar gören şahıs yahut başkaları tarafından takib edilerek veya suçun pek az evvel işlendiğini gösteren eşya veya izlerle yakalanan kimsenin işlediği suç da meşhud suç sayılır.

YAKALANAN KİMSENİN SORGUYA ÇEKİLMESİ

MADDE 128 - (Değişik: 3842 - 18.11.1992) (Değişik 1. fıkra : 4229 - 6.3.1997) Yakalanan şahıs bırakılmazsa, yakalama yerine en yakın sulh hâkimine gönderilmesi için zorunlu süre hariç yirmidört saat içinde sulh hâkimi önüne çıkarılır ve sorguya çekilir. Yakalananın talebi halinde müdafi de sorguda hazır bulunabilir.

Üç veya daha fazla kişinin bir suça iştiraki suretiyle toplu olarak işlenen suçlarda, delillerin toplanmasındaki güçlük veya fail sayısının çokluğu ve benzeri nedenlerle Cumhuriyet Savcısı bu sürenin dört güne kadar uzatılmasına yazılı olarak emir verebilir. ( Değişik 2. cümle: 4229 - 6.9.1997) Soruşturma bu sürede sonuçlandırılamazsa Cumhuriyet Savcısının talebi ve sulh hâkiminin kararı ile süre yedi güne kadar uzatılabilir. (...) (Madde 128'in 2. cümlesi, 6.2.2002 tarih ve 4744 sayılı kanunun 7. maddesi hükmü gereğince metinden çıkarılmıştır.)

Sulh hâkimi yakalamayı gerektiren bir hal görmez veya yakalama sebepleri ortadan kalkmış bulunursa yakalanan şahsın bırakılmasına karar verir. (Değişik 3. fıkra: 4744 - 6.2.2002 / m.7) Yakalamadan ve yakalama süresinin uzatılmasına ilişkin emirden yakalananın bir yakınına veya belirlediği bir kişiye, Cumhuriyet savcısının kararıyla gecikmeksizin haber verilir.

Yakalama süresinin uzatılmasına ilişkin Cumhuriyet Savcısının yazılı emrine veya yakalama işlemine karşı, yakalanan kişi veya müdafii veya kanunî mümessili veya birinci veya ikinci derecede kan hısımı vaya eşi hemen serbest bırakılmayı sağlamak için sulh hâkimene başvurabilirler. Sulh hâkimi incelemeyi evrak üzerinde yaparak derhal ve nihayet yirmidört saat dolmadan başvuruyu sonuçlandırır. Yakalamanın veya süre uzatmanın yerinde olduğu kanısına varırsa müracaatı reddeder veya yakalananın derhal soruşturma evrakı ile Cumhuriyet Savcılığında hazır bulundurulmasına karar verir.

Yakalama süresinin dolması veya hâkimin serbest bırakma kararı üzerine serbest bırakılan kişi hakkında yakalamaya konu olan fiil sebebiyle yeni ve yeterli delil elde edilmedikçe ve Cumhuriyet Savcısının kararı olmadıkça bir daha bu madde hükmü uygulanmaz.

YAKALANAN KİMSENİN MAHKEMEYE GÖTÜRÜLMESİ

MADDE 129 - (Değişik: 3206 - 21.05.1985) Yakalanan şahıs, hakkında kamu davası açılmış ise hemen, evvelce sulh hakimliğince sorgusu yapılmış ise, bu hâkimin kararı ile yetkili mahkemeye götürülür.

Mahkeme yakalanan şahsın serbest bırakılmasına veya tutuklanmasına aynı gün karar verir.

ŞİKAYETE BAĞLI SUÇLARDA MAZNUNUN YAKALANMASINDAN ALAKADARLARA HABER VERİLMESİ

MADDE 130 - Takibi şikayete bağlı olan suç hakkında 127 nci maddenin son fıkrasına göre şikâyetten evvel fail yakalanmış olursa şikâyete salâhiyeti olan kimseye ve bunlar birden fazla isee hiç olmazsa birine yakalama keyfiyetinden haber verilir.

Bu hususta dahi 126 ncı madde hükmünün tatbikı kabildir.

YAKALAMA MÜZEKKERESİ VE SEBEPLERİ

MADDE 131 - Tevkif edilecek şahıs kaçak olur veya saklanmış bulunursa tevkif müzekkeresine müsteniden Cumhuriyet Müddeiumumisi ve zaruret halinde hâkim tarafından hakkında yakalama müzekkeresi verilebilir.

Evvelce verilmiş bir tevkif müzekkeresi olmaksızın bir şahıs hakkında yakalama müzekkeresi verilmesi ancak hapishaneden yahut yakalanmış iken muhafızların elinden kaçması hallerinde mümkündür. Bu takdirde zâbıta idareleri dahi yakalama müzekkeresi verebilirler.

Yakalama müzekkeresi tevkif edilecek şahsın mümkün olduğu kadar açıkça kendini ve şeklini ve kendisine atfedilen suçu ve nereye gönderileceğini muhtevi olur.

108, 109 uncu maddeler hükmü yakalama müzekkeresi ile tutulan şahıslar hakkında dahi caridir.

ONUNCU FASIL

İFADE ALMA VE SORGU (*)

(*) Onuncu fasılın başlığı, 18.11.1992 gün ve 3842 sayılı kanunun 10. maddesi hükmü gereğince değiştirilmiş ve metne işlenmiştir.

İFADE VEYA SORGU İÇİN CELP

MADDE 132 - (Değişik: 3842 - 18.11.1992) Kişi, ifade alınması veya sorgu için celpname ile davet olunur. Gelmezse zorla getirileceği celpnameye yazılabilir.

MAZNUNUN İHZARI

MADDE 133 - Hakkında tevkif müzekkeresi kesilmesi için kâfi sebepler bulunan maznunun ihzarı emredilebilir.

İhzar müzekkeresi, maznunun açıkça kim olduğunu ve şeklini ve kendisine atfedilen suçu ve zorla getirilmesi sebeplerini muhtevi olur.

(Ek fıkra: 1696 - 05.03.1973) İhzar müzekkeresinin bir sureti sanığa verilir.

İHZAR OLUNAN SANIĞIN SORGUYA ÇEKİLMESİ

MADDE 134 - (Değişik: 1696 - 05.03.1973) İhzar müzekkeresi ile çağrılan şahıs derhal, mümkün olmadığı takdirde yol süresi hariç en geç kırksekiz saat içinde çağıran hâkimin önüne götürülür ve sorguya çekilir.

İhzar, getirme için muhik görülecek bir zamanda başlar ve hâkim tarafından sorguya çekilmenin sonuna kadar devam eder.

İFADE VE SORGUNUN TARZI

MADDE 135 - (Değişik: 3842 - 18.11.1992) Zabıta amir ve memurları ile Cumhuriyet Savcısı tarafından ifade almada ve hâkim tarafından sorguya çekilmede aşağıdaki hususlara uyulur;

1. İfade verenin veya sorguya çekilenin kimliği tespit edilir. İfade veren veya sorguya çekilen kimliğe ilişkin soruları doğru olarak cevaplandırmak zorundıdır.

2. Kendisine isnad edilen suç anlatılır.

3. Müdafi tayin hakkının bulunduğu, müdafi tayin edebilecek durumda değilse baro tarafından tayin edilecek bir müdafi talep edebileceği ve onun hukukî yardımından yararlanabileceği, isterse müdafiin soruşturmayı geciktirmemek kaydı ile ve vekaletname aranmaksızın ifade veya sorguda hazır bulunacağı bildirilir; yakınlarından istediğine yakalandığını duyurabileceği söylenir.

4. İsnad edilen suç hakkında açıklamada bulunmamasının kanunî hakkı olduğu söylenir.

5. Şüpheden kurtulması için somut delillerinin toplanmasını talep edebileceği hatırlatılır ve kendisi aleyhine var olan şüphe sebeplerini ortadan kaldırmak ve lehine olan hususları ileri sürmek imkanı verilir.

6. İfade verenin veya sorguya çekilenin şahsî halleri hakkında bilgi alınır.

7. İfade veya sorgu bir tutanakla tespit edilir. Bu tutanakta;

a) İfade verme veya sorguya çekme işleminin yapıldığı yer ve tarih,

b) İfade verme veya sorguya çekme sırasında hazır bulunan kişilerin isim ve sıfatları ile ifade veren veya sorguya çekilen kişinin açık kimliği,

c) İfade vermenin veya sorgunun yapılmasında yukarıdaki işlemlerin yerine getirilip getirilmediği, bu işlemler yerine getirilmemiş ise sebepleri,

d) Tutanak içeriğinin ifade veren veya sorguya çekilen ile hazır olan müdafi tarafından okunduğu ve imzalarının alındığı,

e) İmzadan imtina halinde bunun nedenleri yer alır. (*)

(*) Bu madde hükmü, 18 Kasım 1992 gün ve 3842 sayılı Kanunun 31 nci maddesi gereğince, Devlet Güvenlik Mahkemelerinin görev alanına giren suçlarda uygulanmaz.

YASAK SORGU YÖNTEMLERİ

MADDE 135/a - (Ek: 3842 - 18.11.1992) İfade verenin ve sanığın beyanı özgür iradesine dayanmalıdır. Bunu engelleyici nitelikte kötü davranma, işkence, zorla ilaç verme, yorma, aldatma, bedensel cebir ve şiddette bulunma, bazı araçlar uygulama gibi iradeyi bozan bedenî veya ruhî müdahaleler yapılamaz.

Kanuna aykırı bir menfaat vaat edilemez.

Yukarıdaki fıkralarda belirtilen yasak yöntemlerle elde edilen ifadeler rıza olsa dahi delil olarak değerlendirilemez.

ON BİRİNCİ FASIL

MÜDAFAA

YAKALANANIN VEYA SANIĞIN MÜDAFİ SEÇİMİ

MADDE 136 - (Değişik: 3842 - 18.11.1992) Yakalanan kişi veya sanık, soruşturmanın her hal ve derecesinde bir veya birden fazla müdafiin yardımından faydalanabilir. Kanunî temsilcisi varsa o da yakalanana veya sanığa bir müdafî seçebilir.

Zabıta amir ve memurları tarafından yapılacak sorgulama işlemlerinde, ancak bir müdafî hazır bulunabilir. Cumhuriyet Savcılığı işlemlerinde bu sayı üçü geçemez.

Zabıtaca yapılan soruşturma da dahil olmak üzere, soruşturmanın her safhasında müdafiin, yakalanan kişi veya sanıkla görüşme, ifade alma veya sorgu süresince yanında olma ve hukukî yardımda bulunma hakkı engellenemez, kısıtlanamaz. (*)

(*) Bu madde hükmü, 18 Kasım 1992 gün ve 3842 sayılı Kanunun 31 nci maddesi gereğince, Devlet Güvenlik Mahkemelerinin görev alanına giren suçlarda uygulanmaz.

MÜDAFİLER

MADDE 137 - Müdafi avukatlık veya dâva vekilliği etmeğe kanunî salâhiyeti olan kimselerden intihap olunabilir.

BARONUN MÜDAFİ TAYİNİ

MADDE 138 - (Değişik: 3842 - 18.11.1992) Yakalanan kişi veya sanık müdafi seçebilecek durumda olmadığını beyan ederse talebi halinde baro tarafından kendisine bir müdafi tayin edilir. Yakalanan kişi vaya sanık onsekiz yaşını bitirmemiş yahut sağır veya dilsiz veya kendisini savunamayacak derecede malul olur ve bir müdafi'de bulunmazsa talebi aranmaksızın kendisine müdafi tayin edilir. (*)

(*) Bu madde hükmü, 18 Kasım 1992 gün ve 3842 sayılı Kanunun 31 nci maddesi gereğince, Devlet Güvenlik Mahkemelerinin görev alanına giren suçlarda uygulanmaz.

TAYİN EDİLEN MÜDAFİİN GÖREVİNİN SONA ERMESİ

MADDE 139 - (Değişik: 3842 - 18.11.1992) Sanık sonradan bir müdafi seçerse evvelce baro tarafından tayin edilmiş müdafiin görevi son bulur.

TAYİN EDİLECEK MÜDAFİLER

MADDE 140 - (Değişik: 3842 - 18.11.1992) Müdafi, soruşturmanın veya yargılamanın yapıldığı yer barosunca tayin edilir.

MÜDAFİİ VAZİFESİNİ İFA ETMEDİĞİ

TAKDİRDE YAPILACAK MUAMELE

MADDE 141 - 138 inci madde hükmüne göre tâyin olunan müdafi duruşmada hazır bulunmaz veya vakitsiz olarak duruşmadan çekilir veya vazifesini ifadan kaçınırsa reis maznuna derhal diğer bir müdafi tâyin edebilir. Bu takdirde mahkeme duruşmanın talikına da karar verebilir.

Eğer yeni müdafi müdafaasını hazırlamak için vaktin müsait olmadığını beyan ederse duruşma tehir veya talik olunur. Müdafiin kusuru neticesi olarak duruşmanın talik olunduğu hallerde müdafi hakkında tertip edilecek inzibatî cezalardan maada bu talikten mütevellit masarif dahi kendisine tahmil olunur.

YAKALANAN KİŞİ VE SANIĞIN BİRDEN FAZLA OLMASI HALİNDE SAVUNMA

MADDE 142 - (Değişik: 3842 - 18.11.1992) Yakalanan kişi veya sanıklar birden fazla ise ve menfaatleri de birbirine uygun ise, müdafi seçemeyenlerin savunması bir müdafie verilebilir. (*)

(*) Bu madde hükmü, 18 Kasım 1992 gün ve 3842 sayılı Kanunun 31 nci maddesi gereğince, Devlet Güvenlik Mahkemelerinin görev alanına giren suçlarda uygulanmaz.

MÜDAFİİN DAVA EVRAKINI TETKİKİ

MADDE 143 - (Değişik: 3842 - 18.11.1992) Müdafi hazırlık evrakı ile dava dosyasının tamamını inceleme ve istediği evrakın bir suretini harçsız alma hakkına sahiptir.

Müdafinin hazırlık evrakını incelemesi veya hazırlık evrakından suret alması hazırlık soruşturmasının gayesini tehlikeye düşürebilecek ise Cumhuriyet Savcısının talebi üzerine sulh hâkimi kararıyla hazırlık soruşturması sırasında bu hak kısıtlanabilir.

Yakalanan kişinin veya sanığın sorgusunu içeren tutanak ile bilirkişi raporları ve yakalanan kişi veya sanığın hazır bulunmaya yetkili olduğu diğer adli işlemlere ilişkin tutanaklar hakkında ikinci fıkra hükmü uygulanamaz. (*)

(*) Bu madde hükmü, 18 Kasım 1992 gün ve 3842 sayılı Kanunun 31 nci maddesi gereğince, Devlet Güvenlik Mahkemelerinin görev alanına giren suçlarda uygulanmaz.

YAKALANAN VEYA TUTUKLUNUN MÜDAFİ İLE GÖRÜŞMESİ

MADDE 144 - (Değişik: 3842 - 18.11.1992) Yakalanan veya tutuklu bulunan kişi vekaletname aranmaksızın müdafii ile her zaman ve konuşulanları başkalarının duyamayacağı bir ortamda görüşebilir. Bu kişilerin müdafi ile yazışmaları denetime tâbi tutulamaz. (*)

(*) Bu madde hükmü, 18 Kasım 1992 gün ve 3842 sayılı Kanunun 31 nci maddesi gereğince, Devlet Güvenlik Mahkemelerinin görev alanına giren suçlarda uygulanmaz.

DURUŞMA SIRASINDA MAZNUNA MÜŞAVİR OLARAK BULUNABİLECEK KİMSELER

MADDE 145 - (Değişik fıkra: 3842 - 18.11.1992) Duruşma sırasında sanığın eşinin müşavir sıfatıyla bulunmasına müsaade edilir ve dilerse dinlenir.

(Değişik 2. fıkra: 3206 - 21.05.1985) Sanığın kanunî mümessilleri hakkında da aynı hüküm uygulanır.

MÜDAFİ ÜCRETİ

MADDE 146 - (Değişik: 3842 - 18.11.1992) Baro tarafından tayin edilen müdafie, görevin ifasından doğan masraflar hariç avukatlık ücret tarifesinden ayrık olarak bu tarifenin hazırlanış yöntemine göre tespit edilecek ücret ödenir. İleride yargılama giderleri ile mahkûm olan sanıklardan müdafie ödenen ücreti ödeyebilecek durumda olanlara Türkiye Barolar Birliğinin rücu hakkı vardır.

492 sayılı Harçlar Kanununa bağlı (1) ve (3) sayılı tarifelere göre alınan yargı harçlarının % 15'i ve idarî nitelikteki para cezaları hariç olmak üzere para cezalarının % 15'i bir önceki yıl kesin hesabına göre tespit edilen toplam miktar esas alınarak yılı içinde Maliye ve Gümrük Bakanlığınca Türkiye Barolar Birliği hesabına aktarılır. Birinci fıkraya göre ödenecek ücretler bu hesaptan karşılanır.

Türkiye Barolar Birliği tarafından barolar arasında yapılacak dağıtımın usul ve esasları Barolar Birliğince çıkarılacak yönetmelikte gösterilir. (*)

(*) Bu madde hükmü, 18 Kasım 1992 gün ve 3842 sayılı Kanunun 31 nci maddesi gereğince, Devlet Güvenlik Mahkemelerinin görev alanına giren suçlarda uygulanmaz.

İKİNCİ KİTAP

MUHAKEME USULÜ

BİRİNCİ FASIL

HUKUKU AMME DAVASI

SON TAHKİKATA BAŞLAMANIN ŞARTI

MADDE 147 - (Değişik: 3206 - 21.05.1985) Son tahkikata başlanılması kamu davasının açılmasına bağlıdır.

HUKUKU AMME DAVASINI AÇMAK VAZİFESİ

MADDE 148 - (Değişik: 3006 - 08.06.1936) Hukuku âmme davasını açmak vazifesi Cumhuriyet Müddeiumumisinindir.

(Değişik 2. fıkra: 3206 - 21.05.1985) Kanunda aksine hüküm bulunmadığı takdirde Cumhuriyet savcısı, ceza takibini gerektirecek hususlarda yeterli delil mevcut ise kamu davasını açmakla mükelleftir.

Hukuku âmme davası açmak için Adliye Vekili Cumhuriyet Müddeiumumisine emir verebilir.

Valiler'de hukuku âmme davası açılmasını kendi vilâyetleti dahilindeki Cumhuriyet Müddeiumumilerinden istiyebilirler. Cumhuriyet Müddeiumumileri, mucib sebepler göstererek bu talebi kabul etmezse valinin müracaatı üzerine adliye Vekili yukarıki fıkrada yazılı salâhiyeti kullanmak lâzımgelip gelmiyeceğini takdir eder ve icabını yapır.

YENİ BİR SUÇTAN DOLAYI TAKİBATIN TATİLİ VE YENİDEN BAŞLANABİLMESİ

MADDE 149 - (Değişik: 3006 - 08.06.1936) Maznuna takibat neticesinde verilecek cezanın maznunun diğer bir suçundan dolayı kat'ileşmiş bir hükümle mahkûm olduğu veya diğer bir suçtan dolayı göreceği cezaya bir tesiri yoksa hukuku âmme davasının ikamesinden sarfı nazar olunabilir.

(Değişik 2. fıkra: 3206 - 21.05.1985) Kamu davası evvelce açılmışsa Cumhuriyet savcısının talebi üzerine mahkeme davanın muvakkaten tatiline karar verebilir.

Tatil kararı, evvelce kat'ileşen mahkûmiyetten dolayı verilmiş ve bu ceza sakıt olup da aradan müruru zaman müddeti geçmemiş ise takibata yeniden başlanabilir.

Muamele, işlenen bir suçtan dolayı verilecek ceza nazarı itibara alınarak muvakkaten tatil edilmiş ve bu arada müruru zaman da husul bulmamış ise bu hüküm kat'ileştiği tarihten üç ay içinde tekrar takibata başlanabilir.

Muvakkaten tatil halinde takibatın tekrar açılması yeni bir karara bağlıdır.

TAHKİKAT VE HÜKMÜN HUDUDU

MADDE 150 - Tahkikat ve hükmün, yalnız iddianamede beyan olunan suça, ve zan altına alınan şahıslara hasredilir.

Bu hudut dâhilinde olarak, mahkemeler istiklâl ile hareket etmek hak ve vazifesini haiz olup Ceza Kanununun tatbikında kendilerine arzedilen iddialar ile bağlı değildirler.

İKİNCİ FASIL

HUKUKU AMME DAVASININ HAZIRLANMASI

SUÇLARIN İHBARI

MADDE 151 - Suçlara dair ihbarlar, şifahî veya yazılı olarak Cumhuriyet Müddeiumumiliğine, zabıta makam ve memurlarına ve sulh hâkimlerine yapılabilir.

Bu ihbarlar kanuni mercilere tebliğ edilmek üzere vali, kaymakam ve nahiye müdürlerine de yapılabilir.

Şifahî ihbarlar üzerine zabıt varakası tutulur.

(Değişik 4. fıkra: 3206 - 21.05.1985) Takibi şikâyete bağlı olan suçlarda bu şikâyet yazılı ile veya tutanağa geçirilecek beyan ile mahkemeye, Cumhuriyet savcılığına ve yukarıda gösterilen makamlara da yapılabilir.

ŞÜPHELİ ÖLÜMÜN İHBARI

MADDE 152 - Bir ölünün tabii sebeplerden ileri gelmediği şüphesini verecek emareler olur yahut meçhul bir şahsın ölüsü bulunursa zâbıta ve belediye memurları veya köy muhtarları keyfiyeti derhal Cumhuriyet Müddeiumumiliğine veya sulh hâkimine bildirmekle mükelleftirler.

Defin ancak Cumhuriyet Müddeiumumisi veya sulh hâkimi tarafından verilecek yazılı ruhsata bağlıdır.

BİR SUÇA MUTTALİ OLAN C.M.U. SİNİN VAZİFESİ

MADDE 153 - Cumhuriyet Müddeiumumisi ihbar veya herhangi bir suretle bir suçun işlendiği zehabını verecek bir hale muttali olur olmaz hukuku âmme dâvasını açmağa mahal olup olmadığına karar vermek üzere hemen işin hakikatini araştırmağa mecburdur.

Cumhuriyet Müddeiumumisi yalnız maznunun aleyhine olan hususları değil, lehine olan cihetleri de arar ve kaybolmasından korkulan delillerin toplanmasına ve zaptına çalışır.

HUKUKU AMME DAVASINI AÇMAK VAZİFESİ

MADDE 154 - (Değişik: 3006 - 08.06.1936) Cumhuriyet Müddeiumumisi yukarıdaki maddede yazılı neticelere varmak için bütün memurlardan her türlü malûmatı istiyebilir. Gerek doğrudan doğruya ve gerek zabıta makam ve memurları vasıtasile her türlü tahkikatı yapabilir.

(Değişik 2. fıkra: 3842 - 18.11.1992) Bütün zabıta makam ve memurları, el koydukları olayları, yakalanan kişiler ile uygulanan tedbirleri Cumhuriyet Savcılıklarına derhal bildirmek ve Cumhuriyet Savcılığının adliyeye ilişkin işlerde bütün emirlerini yerine getirmekle yükümlüdürler. Cumhuriyet Savcıları emirleri yazılı olarak verir, acele hallerde sözlü emir de verebilir. Sözlü emir verildiği durumlarda Cumhuriyet Savcısı, vermiş olduğu emirden zabıta amirini de haberdar eder. Cumhuriyet Savcısının yazılı emri üzerine yakalanan kişiler, olayın sanık ve tanıkları, yapılan işleme ait evrak ile birlikte belirtilen gün, saat ve yerde zabıta kuvvetlerince hazır bulundurulur.

Kanun tarafından kendilerine verilen veya kanun dairesinde kendilerinden istenen adliyeye müteallik vazife veya işlerde suiistimal veyahut ihmal ve terahileri görülen devlet memurlarile Cumhuriyet Müddeiumumiliğinin şifahî veya yazılı talep ve emirlerini yapmakta suiistimal veya terahileri görülen zabıta âmir ve memurları hakkında Müddeiumumilikçe doğrudan doğruya takibatta bulunulur.

Ancak zabıta âmirleri hakkında hâkimlerin vazifelerinden dolayı tâbi oldukları muhakeme usulü tatbik olunur.

Vali, kaymakam ve nahiye müdürleri hakkında Memurin Muhakematı Kanunu hükmü caridir.

SULH HAKİMİNDEN C.M.U. SİNİN TAHKİKAT TALEBİ

MADDE 155 - Cumhuriyet Müddeiumumisi ancak hâkim tarafından yapılabilecek olan bir tahkik muamelesine lüzum görürse taleplerini bu muamelenin cereyan edeceği mahallin sulh hâkimine bildirir. Sulh hâkimi istenilen muameleye, işin vaziyetine göre kanunen cevaz olup olmadığını tetkik eder.

SUÇA KARŞI ZABITANIN VAZİFESİ

MADDE 156 - Zabıta makam ve memurları suçluları aramakla ve işin tenviri için lâzım gelen acele tedbirleri almakla mükelleftir. Bu makam ve memurlar tanzim ettikleri evrakı hemen müddeiumumiliğine gönderirler.

Ancak hâkim tarafından derhal icrası muktazi tahkik muamelelerine lüzum varsa bu evrakın doğrudan doğruya sulh hâkimine gönderilmesi caizdir.

VAK'A MAHALLİNDE MEMURUN EMİRLERİNE MUHALEFET

MADDE 157 - (Değişik 3206 - 21.05.1985) Olay mahallinde görevine ait işlemlere başlayan memur bu işlemlerin yapılmasını kasten ihlâl eden veya yetkisi dahilinde olarak aldığı tedbirlere aykırı davranan şahısları işlemlerin sonuçlanmasına kadar göz altına almaya yetkilidir. Şu kadar ki, bu süre yirmidört saati geçemez.

TAHKİKATIN SULH HAKİMİ TARAFINDAN RE'SEN YAPILMASI

MADDE 158 - (Değişik: 3206 - 21.05.1985) Suçüstü hali ile gecikmesinde zarar umulan durumlarda sulh hâkimi de tutuklama dahil bütün tahkik işlemlerini re'sen yapmak yetkisine sahiptir.

Zabıta makam ve memurları, sulh hâkimi tarafından emredilen tedbirleri almak ve araştırmaları yerine getirmekle mükelleftir.

SANIK LEHİNDEKİ DELİLLERİN TOPLANMASI

MADDE 159 - (Değişik: 3206 - 21.05.1985) Sanık, sulh hâkimi tarafından yapılan sorgusu sırasında suçsuzluğu yönünde bazı deliller gösterir ve sulh hâkimi bu delilleri yerinde görür, bunların kaybolmasından korkar veya bu deliller, sanığın serbest bırakılmasını gerektirir nitelikte bulunursa onları toplar.

Bu delillerin başka bir mahkemenin yargı çevresi içinde toplanması gereken hallerde bu işlemlerin yerine getirilmesi, o yer sulh hâkiminden istenebilir.

C.M.U. SİNİN SALAHİYETİ

MADDE 160 - 158 ve 159 uncu maddelerde yazılı hallerde mütaakıp işlerin yapılması salâhiyti Cumhuriyet Müddeiumumisinindir.

HAZIRLIK TAHKİKATINDA CUMHURİYET SAVCISI İLE SULH HAKİMİNİN TABİ OLDUKLARI HÜKÜMLER

MADDE 161 - (Değişik: 3206 - 21.05.1985) Sanığın sorgusu, tanık ve bilirkişinin dinlenmesi veya bir keşif ve muayene sırasında Cumhuriyet savcısı veya sulh hâkiminin yanında bir zabıt kâtibi bulunur. Acele hallerde, yemin vermek şartıyla bir kimseye zabıt kâtipliği görevi yaptırılabilir.

Her tahkikat işlemi tutanakla tesbit olunur. Tutanak, Cumhuriyet savcısı veya sulh hâkimi ile hazır bulunan zabıt kâtibi tarafından imza edilir.

Tutanak, işlemin yapıldığı yeri, zamanı ve işleme katılan veya ilgisi bulunan kimselerin isimlerini ihtiva eder.

İşlemde hazır bulunan ilgililerce tasdik olunmak üzere tutanağın kendilerini ilgilendiren kısımları okunur veya okunmak üzere kendilerine verilir. Bu husus tutanağa yazılarak ilgili olanlara imza ettirilir.

İmzadan kaçınılırsa sebepleri yazılır.

KEŞİF VEYA MUAYENEDE, TANIK VE BİLİRKİŞİNİN DİNLENMESİNDE BULUNABİLECEKLER

MADDE 162 - (Değişik: 3206 - 21.05.1985) Bir keşif veya muayenenin yapılması sırasında sanık, mağdur ve müdafileri hazır bulunabilir.

Bir tanık veya bilirkişinin duruşma sırasında hazır bulunamayacağı umulur veya meskeninin uzaklığı sebebiyle bulunması güç görülürse, bu tanık veya bilirkişinin dinlenmesinde dahi aynı hüküm uygulanır.

Sanığın huzuru tanıklardan birinin gerçeğe uygun tanıklık etmesine engel olabilecekse, o işte sanığın bulunmamasına karar verilebilir.

Bu işlerde hazır bulunmaya hakkı olanlar işin geri bırakılmasına meydan vermemek kaydıyla, işlerin yapılması gününden evvel haberdar edilir.

Sanık tutuklu ise, ancak tutuklu bulunduğu yerdeki mahkeme binası içinde yapılacak işlerde hazır bulunmayı isteyebilir.

Bu işlerde hazır bulunmaya hakkı olanlar kendilerine ait özüre dayanarak işin başka gününe bırakılmasını isteyemezler.

KAMU DAVASININ AÇILMASI

MADDE 163 - (Değişik: 3206 - 21.05.1985) Yapılan hazırlık tahkikatı sonunda, toplanan deliller kamu davasının açılmasına yeterli ise Cumhuriyet savcısı mahkemeye bir iddianame vermek suretiyle kamu davasını açar.

İddianamede sanığın açık kimliği, isnat olunan suçun neden ibaret olduğu, suçun kanunî unsurlarıyla uygulanması gereken kanun maddeleri, deliller ve duruşmanın yapılacağı mahkeme gösterilir.

Asliye ve ağır ceza mahkemelerine ait işlerde, hazırlık tahkikatının verdiği esaslı neticeler dahi iddianameye yazılır.

Cumhuriyet savcısının sulh ceza mahkemesinin görevine giren işler için düzenleyeceği iddianamede, sanığın açık kimliğini, uygulanması gereken kanun maddesini ve esaslı delilleri göstermesi yeterlidir. (...) (Madde 163'ün 4. fıkrası, Anayasa mahkemesinin 1.6.2002 tarih ve 24772 sayılı R.G.'de yayımlanan 20.3.2002 gün ve K. 2002/36 - E.2000/48 sayılı kararı ile iptal edilmiştir.)

TAKİBATA YER OLMADIĞINA DAİR KARAR

MADDE 164 - (Değişik: 3206 - 21.5.1985) Yapılan hazırlık tahkikatı sonunda, kamu davasının açılması için yeterli delil bulunmaması veya keyfiyetin takibe değer görülmemesi halinde Cumhuriyet savcısı takibata yer olmadığına karar verir. Bu karar, evvelce sorguya çekilmiş veya tutuklama müzekkeresi verilmiş sanığa, suçtan zarar gören şikâyetçiye ve dava açılması talebi ile dilekçe verene bildirilir.

MÜDDEİUMUMİNİN KARARINA İTİRAZ

MADDE 165 - (Değişik 1. fıkra: 3206 - 21.5.1985) Şikâyetçi aynı zamanda suçtan zarar gören kimse ise, kararın kendisine tebliğ edildiği tarihten itibaren onbeş gün içinde, bu kararı veren Cumhuriyet savcısının mensup olduğu ağır ceza işlerini gören mahkeme dairesine en yakın bulunan ağır ceza işlerini gören mahkeme başkanına itiraz edebilir.

İtiraz istidasında hukuku âmme dâvasının açılmasını haklı gösterebilecek vakıalar ve deliller beyan edilmeli ve varsa bir avukat veya dâva vekili tarafından imza edilmiş bulunmalıdır.

İTİRAZIN TETKİKİ VE TAHKİKATIN TEVSİİ

MADDE 166 - (Değişik: 3006 - 8.6.1936) Ağır Ceza Reisi taleb ederse Cumhuriyet Müddeiumumisi o zamana kadar yaptığı bütün muameleleri havi evrakı kendisine gönderir.

Reis bir diyeceği varsa bildirilmesi için bir müddet tayin ederek istidayı maznuna tebliğ edebilir.

(Değişik 3. fıkra: 3206 - 21.05.1985) Ağır ceza mahkemesi başkanı, kararını vermek için tahkikatın genişletilmesine lüzum görür ise, bu hususu açıkça belirtmek suretiyle mahallî sulh hâkimini görevlendirebilir.

İTİRAZIN REDDİ

MADDE 167 - Hukuku âmme dâvasının açılması için kâfi sebepler bulunmazsa reis istidayı ret ve keyfiyeti müsted'iye Cumhuriyet Müddeiumumisine ve maznuna bildirir.

İstida reddedildikten sonra hukuku âmme dâvası ancak yeni vakıalara ve yeni delillere müsteniden açılabilir.

İTİRAZIN KABULÜ

MADDE 168 - Reis isdidanın varit ve haklı olduğuna kanaat getirirse hukuku âmme dâvasının açılmasına karar verir.

Cumhuriyet Müddeiumumisi bu kararı icra eder.

MUTERİZDEN KEFALET ALINMASI

MADDE 169 - Reis istida hakkında karar vermezden evvel gerek istida ve gerek tahkikatın istilzam eyleyeceği işlere ait olarak tahmin edilecek masrafların Hazineye ve maznuna karşı temini için bir kefalet verilmesini müsted'iden talep edebilir. Kefalet para veya Devlet esham ve tahvilâtı vermek suretiyle olur. Kefalet miktarını reis tâyin edeceği gibi aynı zamanda kefaletin verilmesi için dahi bir mehil tâyin eyler.

Muayyen müddet içinde kefalet verilmezse istida geri alınmış sayılır.

İTİRAZIN MASRAFLARI

MADDE 170 - 167 nci madde ile 169 uncu maddenin ikinci fıkrasında yazılı hallerde istidaya mütaallik usul işlerinin masrafları müsted'inindir.

ÜÇÜNCÜ FASIL

İLK TAHKİKAT

MADDE 171:205 - (Madde 171 - 205, 21.5.1985 tarih ve 3206 sayılı Kanunun 82. maddesi hükmü gereğince yürürlükten kaldırılmıştır.)

BEŞİNCİ FASIL

DURUŞMA HAZIRLIĞI

DURUŞMA GÜNÜ

MADDE 206 - Duruşmanın yapılacağı gün mahkeme reisi tarafından tâyin olunur.

Devlet ve Hükümet nüfuzunu kıran ve âdabı umumiye aleyhinde olan suçlar ile yağma ve yol kesmek ve adam kaldırmak ve öldürmek cürümleri diğerlerinden önce görülür.

CELPNAMENİN YAZILMASI VE TEBLİĞİ VE SÜBUT VASITALARININ NAKLİ

MADDE 207 - Cumhuriyet Müddeiumumiliği duruşma için icap eden celpnameleri yazar ve tebliğ eder ve suçun sübutuna yardım edecek eşyayı mahkemeye verir.

Maznun veya şahit yahut ehlihibre çok olmasından veya maznunun sorgusunun uzaması ihtimalinden dolay duruşmanın bir günde bitmeyeceği anlaşılırsa reis şahitlerle ehlihibrenin hepsini veya bir kısmını sonraki duruşmalara davet ettirebilir.

İDDİANAMENİN SANIĞA TEBLİĞİ

MADDE 208 - (Değişik: 3206 - 21.05.1985) İddianame, davetiye ile birlikte mahkemece sanığa tebliğ olunur.

(...) (Madde 208 in 2. fıkrası, Anayasa Mahkemesinin, 24.3.1999 tarih ve 23649 sayılı R.G.’de yayımlanan, 14.7.1998 gün ve E.1997/41 - K.1998/47 sayılı kararı ile iptal edilmiştir.)

MEVKUF OLAN VEYA OLMAYAN MAZNUNUN DAVETİ

MADDE 209 - Mevkuf olmıyan bir maznuna tebliğ olunacak celpnameye mazareti olmaksızın gelmediği halde tevkif olunacağı veya zorla getirileceği yazılır. Ancak 225 inci maddede beyan olunan halde bu ihtar yazılmaz. Mevkuf bulunan bir maznunun daveti 33 üncü madde mucibince duruşma gününün tebliği suretiyle olur. Aynı zamanda maznun duruşmada kendisini müdafaa için bir talepte bulunup bulunmıyacağı ve bulunacaksa neden ibaret olduğunu bildirmeğe davet olunur. Bu muamele mevkufun mahkeme kâtibi yanına getirilerek bir zabıt varakası tutmak suretiyle yapılır.

TEBLİĞ İLE DURUŞMA ARASINDAKİ MEHİL

MADDE 210 - Yukardaki madde mucibince celpnamenin tebliğiyle duruşma günü arasında en aşağı bir hafta geçmek icap eder.

(Değişik 2. fıkra: 3206 - 21.05.1985) Bu süreye uyulmamış ise, iddianamenin okunmasından önce sanık duruşmaya ara verilmesini isteyebilir.

MÜDAFİİ DAVET

MADDE 211 - Müdafii gerek mahkemece tâyin edilmiş olsun gerek maznun tarafından intihap edilipte mahkemeye haber verilmiş bulunsun maznun ile birlikte davet olunur.

MAZNUNUN MÜDAFAA DELİLLERİNİN TOPLANMASI TALEBİ

MADDE 212 - (Değişik: 3006 - 08.06.1936) Maznun, şahid veya ehlihibrenin davetini yahut müdafaa delillerinin toplanmasını istediğinde bu delillerin taallûk ettiği vakıaları göstermek suretile bu babdaki istidasını duruşma gününden en aşağı beş gün evvel mahkeme reisine verir.

Bu istida üzerine verilecek karar derhal kendisine bildirilir.

Maznunun kabul edilen talebleri Cumhuriyet Müddeiumumiliğine de bildirilir.

DAVETİ REDDOLUNAN KİMSENİN MAZNUN TARAFINDAN DOĞRUDAN DAVET ETTİRİLMESİ

MADDE 213 - Reis bir kimsenin daveti hakkındaki istidayı reddeylediği takdirde maznun o kimseyi doğrudan doğruya davet ettirebileceği gibi evvelce bir istida vermeksizin dahi o kimse